Labraunda
Labraunda
SIT ALANI
Ören yerinde küçük bir gezinti
Kutsal alanın içindeki kalıntılar
Kutsal alanın dışındaki kalıntılar
Kaynakça
2010 Sezonu
Ön Raporlar

Kazı çalışması 16 Ağustos- 15 Ekim 2010 tarihleri arasında iki ay sürmüştür.
Katılanlar: Kazı Başkanı Professor Lars Karlsson, Uppsala Üniversitesi, Kazı Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Suat Ateşlier, Aydιn Üniversitesi, Prof. Pontus Hellström, Uppsala Üniversitesi, Dr. Olivier Henry, Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul, doktora öğrencisi Jesper Blid, Stockholm Üniversitesi, doktora öğrencisi Naomi Londra Carless-Unwin Üniversitesi ve doktora öğrencisi Baptiste Vergnaud, Bordeaux Üniversitesi. Ayrıca, mimar Chet Kanra, Stockholm ve mimar Dr. Thomas Thieme, Chalmers Teknik Üniversitesi, Göteborg ve arkeoloji öğrencileri Augustus Lersten, London Üniversitesi ve Gunilla Bengtsson, M.A. ve Klara Borgström, ikiside Uppsala Üniversitesi, ve konsevatör Agneta Freccero, Göteborg. Zerrin Akdoğan ve Melek Çanga, Kültür ve Turizm Bakanlığı temsilcileri. (Şek. 1).
Şek. 1
Bu çalışmalara, The Royal Swedish Academy of Letters, History and Antiquities, The Department of Archaeology and Ancient History (Eski Tarih ve Arkeoloji Bölümü), Uppsala Üniversitesi, Åke Wibergs Stiftelse, Helge Ax:son Johnsons Stiftelse, Gunvor ve Josef Anérs Stiftelse, Stiftelsen Harald ve Tonny Hagendahls minnesfond, Stefan Lersten ve Maggie Dan-Lersten, ve İsveç The Labranda Topluluğu maddi destek sağlamışlardır.
Zeus Tapınağı, Milas’ın (antik Mylasa) 14 kilometre kuzeyinde bulunan Karia’dadır. Uppsala Üniversitesi’nin buradaki kazıları 1948’de başlamıştır ve 2004’den beri üç yeni araştırma pojesi daha eklenmiştir. Kazı Müdürü Lars Karlsson, tapınağın etrafında yer alan savunma alanını kazmaktadır ve enventerini çıkartmaktadır; Jesper Blid Geç Antik dönemde kutsal alanda çalışmaktadır ve Batı Kilise kazılarını yürütmektedir; Olivier Henry kutsal alanın çevresindeki Nekropol’de ve Kutsal Yol boyunca yer alan mezarları kazmaktadır ve belgelemektedir.
Bu yıl kalelerdeki çalışmalara, ana kulesi Hekatomnos dönemine, kuzey ve güneydeki uzatmaları M.Ö. 3. yüzyıla tarihlendirilmiş Tepesar Kale’sinde geniş alana yayılan bir kazı eklenmiştir. Bat Kilise’de geçen yılın deneme açması, 9 x 12 m. ölçülerinde geniş bir kazı açmasına genişletilmiştir. Burada, 5. yüzyıl kilisesinin sıra sütün kalıntıları, Geç Klasik dönem stoasının yeniden kullanılmış sıra sütunları olduğu ortaya çıkmıştır. Erken Bizans kilisesinin kuzeyinde yer alan Orta Bizans şapelinine ait duvar köşesini ve kapı açıklığını beklenmedik bir keşif olmuştur. Nekropol’de, asfalt yol (Kutsal Yol) boyunca geniş bir kazı alanı açılmıştır. Toplamda, Olivier Henry 11’i açılmamış 29 mezar kazmıştır. İzleyen üç bölümün her biri bu üç alanın sorumlu başkanları tarafından yazılmışlardır.
Mermer ve mimari koruma sahasında, Sit’in açık havada yatan mermer yazıtlar ve mimari unsurlar üzerine yeni bir araştırma başlatıldı. Konservatör Agneta Freccero gelecek bir raporda bu çalışmayı anlatacaktır. Stockholm’dan mimar Chet Kanra, Andron A’nın güney duvarının konsolidasyonu için çalışmıştır ve Bodrum’daki bir yapı firmasıyla ortak bir proje planlanmıştır.
Tepesar Kale (LK)
Tepesar ismi Tepe Hisar’dan gelmektedir ve dikkat çeken kalıntılar insanlara bir zamanlar burada büyük bir kalenin var olduğunu çağrıştırmış olmalıdır. Tepesar, Labraunda Akropolis’in doruğundan sonra en yüksek ve en belirgin noktadır ve savunma alanı için mükemmel bir yerdir. 1783 metrede bulunan Tepesar’dan Labraunda kutsal alanına doğru olan görüntü Mylasa, Kutsal Yol ve güney-batıda bir kilometre daha ilerde yer alan Burgaz Kalesi’ne kadar uzandığından muhteşemdir. Deniz seviyesinden 650 m. yükseklikte bulunan Zeus Tapınağı ile karşılaştırırsak, ana kule deniz seviyesinden 591 m. yüksekliğe inşa edilmiştir.
Şek. 2
Tepesar Kalesi’nin savunma alanı, bir ana merkez kule ve daha sonra güneyde ve kuzeyde yapılmış eklemelerden oluşmaktadır (Şek. 2-3). Merkez kule 50 cm yüksekliğinde ve bazen 3 metreden fazla uzunluğu olan çok geniş taş bloklardan inşa edilmiştir. Kulenin ölçüleri şöyledir: 11.52 (doğu) x 11.50 (güney), 11.40 (kuzey) ve 11.65 (batı). Taşçılık, başlık ve sedye tekniğinden oluşmaktadır. Köşelerde, Hekatomnos yapılarına has bir inşa tekniği olarak, her iki seviyede bir çift başlık bulunmaktadır.
Kuleye daha sonradan eklenmiş olan ilaveler, batıda ve güneyde çıkıntı oluşturmaktadırlar. Batıdaki ilave, ana kulenin 7.75 metre batısında yer almaktadır ve yapıların arasında taş bloklar için yer hazırlanmamış olduğundan büyük olasılıkla bir köprü ile bağlanmıştı. Batı kule ilavesi 9.91 m. uzunluktadır (D-B) ve 9.2 m. genişliktedir (K-G) (Şek. 7-8). Merkezde bir ve onu güneyde ve batıda çevreleyen üç daha küçük odası vardır.
Yeniden çizildiğinde, merkezdeki odanın üzerine bir çatı koyduk, etrafındaki küçük odalar ise, çatı seviyesinde mazgalların içinde kaldılar. (Bkz. Şek 3). Bölgede birçok çatı kiremidi bulunmuştur ama asıl olması gereken yerde düşmüş kiremitlere rastlanılmamıştır.
Şek. 3
Güneydeki sonradan eklenmiş bölüm o kadar iyi korunamamış ama şekli kuzeydeki eklenmiş bölümünkiyle benzerdir. (Şek. 9). 17.30 m. uzunluk (K-G) ve 4.40 m. genişlik ölçülerindedir. Eklenmiş bölümün içindeyse bir merkez duvar ve bir payanda duvar bulunmaktadır. Burada da, eklenmiş bölümün yukarı kuzey tarafının üzerindeki bir çatıyı ve alt tarafın da üzerindeki mazgalları restore ettik. Bu ilave bölümün aşağı batı tarafında, iki geniş kapı pervazı hâlâ yerlerinde durmaktadırlar, 1.10 m. genişlikle kapıyı çevrelemektedirler, Şek. 2’de eşik bloğu deniz seviyesinden 585.95 m. yükseklikte işaretlenmiştir. Güney ilave bölümün tamamının şekli her nasılsa tepesi kesiktir, bu büyük olasılıkla, doğu duvarı ana kulenin güney-batı köşesiyle bağlantılı olması gerektiği ve batı duvarın da daha çok batı ilave bölümün duvarlarıyla aynı çizgide durduğu içindir.
Güney ilave bölümle bağlantılı olan doğu tarafında, merkez kulenin güney tarafı boyunca da devam eden bir koridorla ayrılmış iki kare oda vardır (Bkz Şek. 2). Batıdaki oda bütünüyle sularla aşağı akıp gitmiştir, yalnızca yukarı kuzey köşesi yerinde kalmıştır. Bu odanın ölçüleri aşağı yukarı 5.26 (D-B) x 4.60 (K-G)’dır. Bununla birlikte, doğudaki oda iyi korunmuştur ve burada 60-cm derinliğinde bir kazı çalışması yapılabilmiştir. Doğudaki oda 4.70 (D-B) x 4.60 (K-G) ölçülerindedir.
Doğudaki odanın merkezinde c. 0.66 x 0.66 m. (Şek. 4) ölçülerinde kare blok dizilimini keşfettik. Demiri ısıtmak ve eritmek için küçük bir ocak veya fırındı. Burada birçok demir ve cüruf parçaları ve çok sayıda çömlek parçaları, sıva ve kerpiç parçaları bulundu.
Şek. 4
Buluntular
Bu sene Tepesar Kale kazısında, toplamda 106 buluntu listelendi. Bunların 86’sı çömlek parçalarıydı, 8 çatı kiremiti parçası, 1 bronz ve 3 demir parça, 3 sapan taşı, 3 bileği taşı, 1 cüruf parçası ve 1 sıva parçasıdır.
Şek. 5
No. 1-3 (Şek. 5). Merkez Hekatomnos kulesinde, birçok (olasılıkla) Atik olmayan siyah finişli kap parçaları bulundu. Bunlardan ikisi tanınabilir şekillerde restore edildi. 1 numaralı parça bir bolsal’dır. Atina Agorası, Olimpos ve Halikarnassos’daki M.Ö. 380-350 dönemine ait örneklerle karşılaştırılabilir.
No. 2-3, iki farklı cup-kantharoi’dir, Atina Agorası’nda bulunan M.Ö. 340-325 tarihli benzer örneklerle karşılaştırılarak tarihlendirilmiştir.
No. 4 (Şek. 5-6). Bu küçük kap, yalnızca tek bir kulpu olmuş olan minyatür bir sürahidir. Yüksekliği 11 cm. ve ağız çeperi 4.8 cm.’dir. Gövdesi dışarıya doğru çıkıktır. Yandan görünüşü çok sofistike ve iyi yapılmıştır.
No. 5 (Şek. 5). Bu dikey sapı olan altı düz bir sürahidir, 11.8 cm. yüksekliği ve 11.4 cm. kenar çapı vardır. Atina Agorası’ndan benzer örneklerle M.Ö. 3. yüzyıl olarak tarihlendirilmiştir
No. 6 (Şek. 5). Bu, boyun kısmı yüksek ve dikey şeritlerle süslenmiş, tek kulplu Helenistik bir sürahidir. 19.5 cm yüksekliği ve 8 cm ağız çapı vardır.
No. 7 (Şek. 5). Doğu odasında yerde bulunmuş olan geniş ağızlı, balon şekilli amfora. Kilin rengi güçlü bir kavuniçidir. Ağız çapı 23 cm.’dir.
Şek. 6
Şek. 7
Batı kilise için ön özet (Şek. 7.) (J.B.)
Labraunda’nın uzun tarihi boyunca, Batı Kilise denen alanda çeşitli çalışmalar birbirini devamlı takip etmiştir (Şek. 8). Mylasa’dan Labraunda’ya uzanan kutsal yol boyunca bir stoa inşa edilmiş göründüğü için burada şimdiden sunulmuş olan buluntular geç klasik döneme aittirler. Tapınağın anıtsal güney propylon’unun yakınında bulunan bu alan, ticari türde stoalara çok ihtiyaç duyulmuş olduğu zamanlarda şüphesiz çok kalabalık bir yerdi. Batı Kilise’deki seramik bulgular, M.S. 3. veya 4. yüzyıllara kadar stoanın devamlı kullanılmış olduğunu doğrulamaktadır.
Şek. 8
Şek. 9
400’ler civarında, o zaman yıkılmış olan stoa yeniden inşa edilmiştir. Labraunda’nın başka yapılarının sıra sütunları yeniden kullanılarak onarılmışlardır ve stylobate’ın iki yanına somut bir tesis inşa edilmiştir. Yapının o zamanki işlevi belirsizdir ama Labraunda’daki Doğu Kilise ile çağdaş olan bir kilisenin başlangıç aşaması olabilir. Bir Hıristiyan bazilikanın içine hala varlığını sürdüren bir portiko’nun inşa edildiği mimari gelişim, Akdeniz çevresindeki birçok Sit’de de kaydedilmiştir. Her nasılsa 5. yüzyılın sonlarında, yapı geleneksel üç nefli bazilika gibi görünen bir şekle dönüşmüştür. Kuzey nef durmaktadır ama 1960’da Labraunda’ya asfalt yol yapılırken güneydekinden kalanların çoğu yok edilmiştir.
Bazilikanın mimari düzeni, kazı buluntularıyla kısmen yeniden oluşturulmuştur. Neflerin ve ana nefin arasındaki sıra sütunlar tuğla sıra kemerleri taşımaktadırlar (Şek. 9) ve pencereli üst kısımda, hem boyalı, hemde yarı şeffaf olan pencere camları iç alanı aydınlatmaktaydılar (Şek.10). Birçok geç antik dönem kilisede olduğu gibi, kuzey nefin tabanı daha yüksektir ve mozaiklerle süslenmiştir (Şek.11).
Ayrıca ana nef ve nefler arasındaki ayrılığı vurgulamak için sütunlar arasına alçak bariyerler oluşturuldu. Bölgede bu düzenlemeye çok benzer başkaları da bulunmaktadır. 5. yüzyıla ait bazilika yerel tarzda yapılmış eşyalarla donatılmıştır. Mermer bitişli bir templon kutsal alanı neften ayırmaktadır ve aynı zamanda ambonun birçok parçası da bulunmuştur (Şek.12). 4. Aşama’nın kronolojisinin oluşturulmuş olmasının, Jüstinyen öncesi döneme ait bu bölgesel ambo tipinin tarihlendirilmesini daha güvenilir kılmış olduğuna inanmaktayım.
Şek. 10
Şek. 11
Şek. 12
Kilise ile bağlantılı cam imalatının kalıntıları da bulunmuştur. Belki de, kiliselere ayinlerde kullanılan lambaları ve kapları sağlamak için Labraunda’da bir yerel cam atölyesine ihtiyaç vardı.
2010 kazısında, Batı Kilise’de 12.-13. yüzyıla ait etkileri oluşturduk. Büyük olasılıkla Geç Antik dönem bazilikasının yerini alan küçük kilise veya şapel biçiminde olan Latmos özelliklerine sahip duvarlar, bölgede Bizans ilgisinin yeniden canlanmış olduğuna işaret etmektedir.
Şek. 13
Şek. 14
2010 Nekropol Kazisi (OH)
2010’da biz, (1) daha önceki kazılardan bilinen mezarların temizleme/belgeleme işlerini sürdürdük, (2) nekropolün batı tarafında incelemeye devam ettik, (3) nekropolün güney-batı tarafında iki açma açtık. Bu yıl, toplamda 29 mezar incelendi (Şek. 13), bunların 18’i yeni keşfedildi ve 11’i hiç soyulmamıştı – 2010’da temizlenmiş olan daha önceden bilinen mezarlar: T17, T18, T19, T20, T21, T22, T23, T54, T55, T56 ve T58. Yeni keşfedilmiş ama soyulmuş olan mezarlar: T79, T80, T84, T86, T89, T95, T96. Yeni keşfedilmiş ve soyulmamış olan mezarlar: T81, T82, T83, T85, T87, T88, T90, T91, T92, T93, T94. 2010 kazısından sonra, Labraunda Tapınağı’nın çevresindeki mezarların toplam sayısı 104’e ulaşmıştır.
Kaya Lahit
2010 kazısında bulunmuş olan 10 kaya lahitin hepsi nekropolün batı bölümünde yer almaktadırlar – T17, T18, T19, T20, T21, T22, T23, T54, T58, T84, T88. Hepsi aynı kalıba (derin bir dikdörtgen, 2 katlı, bir kaya kütlesinin üzerine oyulmuş ve tek parça bir sivri tepelikle örtülmüş – T19, T22, T54, T58, T84 ve T88’in kapakları kayıptır) sahip olsalar da, bu mezarlardaki önemli coğrafya, topografya ve mimari özelliklerindeki farklılıklar ayırt edilebilinir. Özellikle mezar 23, etkileyici özellikler göstermektedir. Kutsal alanın 400 metre batısında ve kutsal yolun 260 metre kuzey-batısında bulunmasıyla, çevredeki en yüksek noktalardan birine yerleşmiştir (Şek. 14).
Alana hükmetmektedir ve inanılmaz büyüklükteki kapağı yüzlerce metreden görülebilmektedir. Mezarın çok yakınında bulunmuş olan ters dönmüş, kırılmış ve kısmen bitmemiş ikinci bir kapak, kapak sağlamanın zorluklarını ispat eder gibi gözükmektedir. Bu ikinci kapak genişliği biraz daha az olmakla birlikte, ilkiyle aynı yükseklik ve uzunluğa sahiptir ve T23’ün çukurunu kapatmak için ilk onun düşünülmüş olduğu sonucu farz edilebilinir. Hem ters dönmüş durumda olması ve hem de gördüğümüz büyük çatlak, bu kapağın taşınırken düşmüş olduğunu ve daha geniş ve daha fazla taşıma taşı olan bir başkasının onun yerine konmuş olduğunu belirtir gibi gözükmektedir.
Şek. 15
Şek. 16
Şek. 17
Başka tür alışılmadık özelliklere sahip olan Mezar 17’nin (Şek.15) durumu da, 2010 kazısı sırasında incelendi. Bu mezarın durumunda, kapak direk olarak mezar çukurunun kazılmış olduğu çukurun platformunu düzenlemek için tepesi kesilmiş iri kaya parçasından kopmuş kayadan gelmekteydi. Platformun kuzey tarafında, çukura paralel bir geniş boş alan vardır. Bu boş alanda ortogonal (dikey) birçok düzenli kesme izi bulunmaktadır ve bu, kapağın boyutlarına uygun geniş tek parça bir bloğun çıkartılmış olması demek olabilir. Eğer bu yorum doğru olarak kabul edilirse, mezarın hazırlanma sürecinin üzerine düşünülmüş olduğunu ortaya çıkartmaktadır: iki ayrı ekip aynı anda çalışmış olabilirler: birisi çukuru kazarken, diğeri kapağı kesiyordur. Kapak tamamlandığında, işçiler kelimenin gerçek anlamıyla yan tarafta bulunan kapağı sadece kaydırmışlardır.
Şek. 18
Şek. 19
Şek. 20
Kaya lahitlerinin kapakları mezarlara oldukça iyi bir koruma sağlasa da, sit alanında yapılan bir deney, sağlam bir kaldıraç ve az bir işçilik ile kapağı kenara itmenin ve böylelikle de içine girmenin hiç de zor olmadığını göstermiştir. Mezarları tasarlayanlardan bazıları bu tehditten haberdarlarmış ve bu yüzden mezarı hırsızlıktan korumak için başka özellikler temin etmişler gibi görünmektedirler.
Mezar 18, bu özelliklere iyi bir örnek teşkil etmektedir (Şek.16). Bu mezarı tasarlayanlar, kapağın alt tarafının dört bir yanına boydan boya kesintisiz ve derin girintili bir oluk açmışlardır (Şek.17), mezarın çukurunun üst kenarlarının ise dört bir yanına boydan boya kesintisiz bir çıkıntıyla çevrelemişlerdir. Tam yerine oturtulduğunda, kapaktaki oluklar mezar çukurundaki girintilere oturmaktadır ve böylelikle kapatma taşının herhangi bir şekilde kayması önlenmiş olmaktadır.
Kapağı kaldırmanın tek yolu, onu ağır makinelerle yerinden oynatmak veya uzun kenarlardan birinde yer alan mezar çukuru girintisi ve kapaktaki oluk arasında yer alan bağlantıyı kırmaktır. Kaya lahitlerin oldukça uzun bir zaman dilimine yayılan bir süre boyunca devamlı yeniden kullanıldığını biliyorduk ama 2010 kazısında çıkan buluntularda siyah finiş seramik parçalarının da bulunmuş (Şek.18) olması, bize bu tarz mezarların Labraunda nekropolünde büyük olasılıkla M.Ö. 4. yüzyılda belirmeye başladığını göstermektedir.
Basit kaya mezarlar
Kaya lahitler çalışmasının yanında, 2010 nekropol kazısının büyük çoğunluğunda, nekropolün güney-batısında yer alan üç açmanın açılmasına yoğunlaşıldı. Bu açmalara, 2009 kazısında yürütülmüş olan jeofizik araştırmaların sonucunda karar verilmiştir. İki açma, ana yoldan stadyuma götüren patika boyunca açılmıştır (5A alanı), üçüncüsü ise kutsal alana gelmeden 150 m. gibi asfalt yolun kenarında açılmıştır (5B alanı). 5A alanındaki açmaların sonucu mezar bulunmadığı için negatifdir (Şek.19).
Diğer yandan, 5B alanında açılan açmada 16 mezardan oluşan yoğun bir mezar grubu bulunmuştur (Şek.20). Bunların içinde, açılmamış 11 mezar kazılmıştır, 4 tanesi ise daha önceden açılmıştır.
Şek. 21
Şek. 22
Şek. 23
Şek. 24
Mezarların çoğu aynı örneğe göre düzenlenmiştir: kaya zemine kazılmış dikdörtgen bir çukur ve üzerlerini örten kabaca kesilmiş kalın tabakalar (Şek.21). Yalnızca dört mezarda farklı bir düzenleme bulunmaktadır: T86 dört dikey tabakadan oluşan bir sist mezardır (Şek.22), (kapağı kaybolmuştur); T89’un çukurunun çevresinde alçak Pi şeklinde bir duvar bulunmaktadır, yerel granitten dikkatlice kesilmiş dört taş bloğun oluşturduğu bir sıradan yapılmıştır (Şek.23); T88’in ve T93’ün çok derin iki seviyeli çukurları ve yan duvarların dar tasarımının üzerinde duran geniş bir levhayla kapanmış daha alçak bir bölümü vardır (Şek.24).
Şek. 25
Şek. 26
Şek. 27
Şek. 28
Şek. 29
Açılmamış durumda bulunmuş olan mezarların çoğunda, birkaç içme kabı bulunmaktadır: çoğu zaman bolsal (Şek.25) ve bir su sürahisi vardır (Şek.26). Sürahiler, şekil ve boyut açısından çok geniş bir yelpazeye sahiptirler: T94’te amphoriskos, T91’de chytra (Şek.27); T88’de olpe, T90’da mantar şeklinde su sürahisi; T81’de, T83’te ve T90’da oinochoe; T93’te masa amforası (Şek.28). Kaplar genel olarak, çukurun köşelerinden birinin dibinde, birbirlerinin yanında durmaktadırlar. Labraunda’da sık görüldüğü gibi, yerel toprağın asiditesinden dolayı, mezarların içinde kemik kalıntıları bulunmamıştır, bu yüzden kapların ölünün başına mı yoksa ayaklarına mı konmuş olduklarını söyleyebilmek imkânsızdır.
İlginç bir nokta da, mezarlardaki eşyalarda görülen fakirliktir. Açılmamış 11 mezarın yalnızca 3’ünde metal eşyalar vardır: T83’de bir gümüş sikke (Şek.29); T93’te stemless bronz parçaları; T90’da olasılıkla bir demir strigil. Bir mezarda bir mücevher parçası bulunmuştur (T91’de bir kırık cam boncuk). Diğer açılmamış 4 mezarın içindeyse hiç bir mezar eşyası bulunmamaktadır (T82, T85, T86 ve T92).
En ilginci bu mezarların tarihleridir. Atina Agorası’daki malzemelerle karşılaştırmalı temele oturan eşya analizinin ilk sonuçlarına göre, M.Ö. 425-420 civarında homojen bir kronoloji ortaya çıkmaktadır, bu, T83’deki Miletus gümüş sikkesiyle de uyumlu bir tarihtir.
Labraunda nekropolü 2010 kazısının sonuçları üzerine özellikle de, 5B alanındaki mezarlar, mezar gelenekleri, mezar mimarisi, bunların toplumsal arka planları vs. daha söylenecek çok fazla şey bulunmaktadır. Bu araştırmalar, Labraunda nekropolü’nün en son yayınında ele alınacaklardır. Bununla birlikte, bu mezarlar hakkında ortaya çıkan en önemli nokta, nekroplün kronolojik gelişimidir: mezar etkinlikleri, M.Ö. 4. yüzyılda Hekatomnoslar döneminde kutsal alanın dönüşümüyle birlikte başlamadı ama daha çok M.Ö. 5. yüzyılda başlamıştır. 2010 sonuçlarına bakıldığında, 2011 kazısının hedeflerinden biri, 5B alanındaki açmayı genişletmektir ve bunun 2010’da eklemiş olduğu kadar daha çok yeni öğeleri de ekleyeceği umut edilmektedir.
Şek. 30
L. Karlsson J. Blid
O. Henry
Yayinlar
2010’da Labraunda üzerine yeni bir kitap yayınlanmıştır (Şek. 30): "Mylasa Labraunda – Milas Çomakdağ". Bu, İstanbul’da Milli Reasürans Sanat Galerisinde, 19 Ocak- 27 Şubat 2010 tarihleri arasında gerçekleşmiş olan bir serginin kataloğudur. "Urban and Rural Architecture in Turkey" projesi kapsamında yayınlanmış olan üçüncü kitaptır. Kitap, projenin içeriğine uygun olarak hazırlanmıştır ve Labraunda ve bölge hakkında geniş kapsamlı bir çalışmayı içermektedir. Kitabın ilk bölümünde, Uppsala Üniversitesi’den ve Kazı Başkanı Lars Karlsson’un, kazı ekibinden Olivier Henry’nin ve Jesper Blid’in ve Prof. Fede Berti’nin (Iasos’un Kazı Başkanı), Prof. Peter Ruggendorfer’in (Alinda Araştırma Ekibi Başkanı), Birgit Öhlinger’in ve Dr. Abdülkadir Baran’ın (Muğla Üniversitesi) makaleleri yer almaktadır. Kitabın ikinci bölümünde, Çomakdağ’ın kasabaları Sarıkaya-Gökseki, Ketendere, İkiztaş yerleşimleri, toplumsal tarihleri ve mimari değerleri yer almaktadır.
Bu kitabın yanında, "Opuscula" dergisinin 2009 ve 2010 ciltlerinde ön raporlar hakkında iki yeni makale çıkmıştır.
Son olarak, 2009’da Stockholm’da gerçekleşmiş olan "Labraunda Konferansı"nın yayın süreci artık son aşamaya gelmiş bulunmaktadır. Bildiriler, 2011 başında BOREAS dizisinde yayınlanacaktır.
Bütün textler ve resimler ©