Labraunda

Report_2009_eng.html
 

Çalışmalarımız 22 Haziran - 24 Temmuz 2009 tarihleri arasında beş hafta sürmüştür.


Katılımcılar: 2009 yılında Labranda’da süren kazı çalışmalarına Prof. Dr. Lars Karlsson (Kazı Başkanı), Prof. Dr. Pontus Hellström, Dr. Ragnar Hedlund, Doktora öğrencisi Jesper Blid (Stockholm Üniversitesi), Doktora öğrencisi Naomi Carless Unwin (Londra Üniversitesi), öğrenci Anna Thieme (Stockholm Teknik Üniversitesi), Mimar Dr. Thomas Thieme (Chalmers Teknik Üniversitesi), Dr. Olivier Henry ve Muğla Üniversitesi’nden Arkeoloji Bölümü öğrencileri Turgay Duman ve Esra Üner katılmışlardır. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı Çorum Müzesi’nden Uğur Serden temsil etmiştir.

Çalışmalarımıza The Royal Swedish Academy of Letters, History and Antiquities, Åke Wibergs Stiftelse, Magn. Bergvalls Stiftelse, Sven och Dagmar Saléns Stiftelse, Gunvor och Josef Anérs Stiftelse, Stiftelsen Harald och Tonny Hagendahls minnesfond, Stefan Lersten and Maggie Dan-Lersten ile İsveç’teki Labraunda Topluluğu maddi destek sağlamışlardır.

2009 yılı araştırmaları üç ana bölüme ayrılır: (1) Labranda Kutsal Alanı savunma sistemine ait kale ve serbest kulelerde süren çalışmalar, (2) Labranda’nın Geç Antik ve Bizans dönemlerine yoğunlaşan çalışmalar ve (3) Tapınak Alanı’nı çevreleyen ve Kutsal Yol boyunca uzanan nekropoleis çalışmaları. Bu üç ana projenin yanı sıra, Prof. Dr. Pontus Hellström ve mimar Dr. Thomas Thieme yönetiminde ve öğrenci Anna Thieme’nin katılımıyla Hekatomnos dönemi anıtsal yemek odaları Andron A ve B’nin yayınına yönelik çalışmalar da devam etmiştir.

 Labranda kale ve kulelerine ilişkin kazılar Akropolis Kalesi’nde geçen yıl başlattığımız alanda devam etmiş, bunun yanı sıra Uçalan Kulesi’nde yeni açmalar açılmıştır. Akropolis Kalesi’nde üç yeni oda gün ışığına çıkarılmış ve Hekatomnos dönemine tarihlendirilebilecek bir kuyu kazılmıştır. Kuyuda 6,7 metre derinliğe kadar indik ancak kuyunun tabanına ulaşamadık. Buluntularımız arasında yer alan ve Hekatomnos dönemine tarihlenen mühürlü çatı kiremitleri oldukça ilginç ve önemli parçalardır. Uçalan Kulesi’nde kuleyi iki ayrı odaya ayıran bölücü duvara bitişik bir açma açılmıştır. Bu açmada ele geçen ve Hekatomnos dönemi sonrasına tarihlenen çok miktarda çatı kiremidi kulenin yapım tarihinin de aynı dönem olduğunu göstermesi açısından önemlidir.

Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Tetrakonkhos yapının kazı çalışmaları Labranda Geç Antik Dönem projesi kapsamında devam etmiştir. Bu yapının kuzey konkhosunda en alt kotuna ulaşılmış ve orta bölümdeki kazı doğuya doğru uzatılarak yeni kiremit pilae –hamamın yüksek tabanını taşıyan ve sıcak su dolaşımına izin veren ayaklar- sıraları ortaya çıkarılmıştır. Bu seneki buluntularımız geçen yıl olduğu gibi oldukça yüksek kaliteli Geç Roma Dönemi seramik parçaları içermektedir. Tabanda ele geçen II. Konstantius dönemi sikke en önemli buluntularımızdan biridir ve İ.S. 348-357/8 dönemine tarihlenir. Bu buluntu, Tetrakonkhos yapının da bu dönemde inşa edildiğini göstermesi açısından önemlidir.

Bu yıl Labranda’da devam eden nekropoleis çalışmaları Kargıcak Köyü’nün aşağısında, Labranda Kutsal Yolu’nun kenarında yer alan ve İ.Ö. 4. yüzyıla tarihlenen büyük bir mermer oda mezarı ve mezarın yakın çevresine odaklanmıştır. Mezar otuz yıl önce kaçak kazılar sonucunda fark edilmiş ancak bugüne kadar bilimsel bir çalışmaya konu olmamıştır.  İnşasında tümüyle mermer bloklar kullanılan bu önemli mezardaki kazı çalışmaları üç hafta sürmüş ve çalışmamızın sonunda mezar yapısının etrafı kapılı bir tel çitle çevrilerek girişe bir bilgi panosu (Türkçe ve İngilizce) yerleştirilmiştir. Mezar antik dönemlerden itibaren soyulduğu için, buluntularımız oldukça zengin olduğu anlaşılan mezar hediyelerinin küçük ve kırılmış parçaları ile sınırlı kalmıştır.

Bu raporda yer alan Geç Antik Dönem çalışmalarımıza ilişkin bölüm Jesper Blid, ‘Mermer Mezar’ kazı çalışmalarına ilişkin bölüm ise Olivier Henry tarafından yazılmıştır.

JEOFIZIK ARASTIRMALAR (Şek. 1)


2009 çalışma sezonun en önemli çalışmalarından biri Stefan Giese ve Christian Hübner (Freiburg/Almanya) tarafından sürdürülen geniş kapsamlı jeofizik araştırmalardır. Araştırmalar üç farklı yöntem kullanılarak sürdürülmüştür: (1) Yeraltı radarı (Ground Penetrating Radar -GPR), (2) Magnetometri ve (3) Elektrik Özdirenç Tomografi (Electrical Resistivity Tomography-ERT) (Şek. 2).

>>shapeimage_3_link_0

    Jeofizik araştırmalar beş farklı alanda devam etmiş ve bu alanların tümünde Alman araştırmacılar yapı olarak tanımlanabilecek izlere rastlamışlardır. İlk araştırma bölgesi (Alan 1) Labranda’da jeofizik araştırmaların başlamasına neden olan alandır. Burada 2007 yılında Tetrakonkhos planlı bir hamam yapısı keşfedilmiş ve bu yapı geçen yıl kısmen kazılmıştır. Tetrakonkhos’un keşfi Tapınak Alanı’nın yakın çevresine dair bugüne dek süregelen araştırmaların ne kadar sınırlı olduğunu gösteren bir uyarı niteliği taşır. Tetrakonkhos yapının hemen altında geniş bir terasta Jesper Blid tarafından bulunan mermer ambo parçası bu alanda bir kilisenin varlığına işaret eden önemli bir bulgudur. 2010 yılı kazı çalışmalarımızın bir bölümünü bu alana sürdürmeyi planlıyoruz.

İkinci önemli araştırma bölgesi Hekatomnos Dönemi’ne tarihlenen Doğu Stoa’nın batısındaki terasta yer alan geniş platformdur (Alan 2, Şek. 3). Terasın orta bölümünde devam eden jeofizik araştırmalar sonucunda bu terasta geniş dikdörtgen planlı bir binaya ve binanın batısında yer alan kare biçimli bir yapıya ait izler bulunmuştur. Bu izlerin bir tapınağa ve tapınağın altar platformuna ait olması olasılığı yüksektir.

Üçüncü araştırma alanı (Alan 3) jeofizik araştırmaların gerçekleştirildiği en geniş bölge olma özelliğini taşır. Bu alan Doğu Stoa’nın kuzeyinde yer alan iki teras üzerinde yayılan tüm kuzeydoğu bölgesini kapsar. Yeraltı radarı ile elde edilen sonuçlar, bu alanda büyük olasılıkla yelpaze biçiminde yerleşen bazı duvar parçaları ve yapıların olduğunu gösterir (Şek. 3). Bu alandaki bir sektörde hypokaust olabilecek pilae sıralarını işaret eder nitelikte izlere de rastlandı. Bu yapı grubunun haricinde alanda Doğu Stoa terasının kuzey kenarı boyunca bir başka stoanın uzandığını jeofizik çalışmaların sonuçlarına dayanarak önermemiz mümkündür.

Şek. 1

2009 yılı Labranda Tapınak Alanı planı.

(J. Blid)

Şek. 2

Tapınak Alanı’nın jeofizik sonuçları da gösteren planı.

(GGH)

Dördüncü alan Doğu Kilise’yi doğudan ve güneyden çevreler (Alan 4). Bu alanda henüz kazılmamış Doğu Hamamı’na ait olduklarını düşündüğümüz odalar görülmüştür. Doğu Kilise’nin güneyindeki platformun üzerinde birkaç odadan oluşan dikdörtgen planlı bir bina görülmüştür. Bahsi geçen odaların bir tanesi büyük ihtimalle daire veya yarım daire planlıdır. Doğu Hamam’ı belli ki Doğu Propylon’un güneyindeki terasa da uzanan oldukça büyük bir yapıydı. Doğu Kilise’nin içerisinde de bir araştırma gerçekleştirilmiş ve kilisenin hamamın üzerine inşa edildiğini gösteren duvar izleri, odalar ve su giderleri jeofizik okumalar sonucunda kayda geçirilmiştir.

Alan 5, nekropolis alanının içerisinde, Stadionun güneyinde ve tapınak alanının hemen batısında yer alır.

Jeofizik araştırmalar neticesinde hem tapınak alanının genel yerleşimi daha net olarak anlaşılmış, hem de alanda yakın zamanda kazı yapılması mümkün olmayan bölgelerde bile arkeolojik değerlendirilmelere katkı sağlayacak bulgular elde edilmiştir.

KALELER



Labranda Tapınak Alanı bazıları Mylasa’ya uzanan yol boyunca yer alan kalelerle çevrilmişti (Şek. 4). Labranda projesi tapınak alanının savunma ve korunma sistemini, kalelerin hepsinde sürdürülen kazı çalışmalarını da içeren sistematik bir araştırma projesi kapsamında ele alması açısından üniktir. Bu çalışmalar sadece Labranda’nın değil, aynı zamanda Karia başkenti Mylasa’nın ve hatta Karia’nın genel tarih ve gelişiminin anlaşılmasına önemli katkılar sağlayacaktır.


 Akropolis Kalesi


Tapınak alanının 100 m. yukarısındaki akropoliste, dördüncü yüzyılın en kaliteli kesme taş örgü tekniklerinden biriyle inşa edilmiş olan ve çalışmalarımız öncesinde de Hekatomnos dönemine tarihlendiğini düşündüğümüz on bir kuleli bir kale yer alır. 2009 yılı kazı çalışmalarımız öncesinde hem bu savımızın gerçekliğini sınamak, hem de geçen yılki çalışmalarımız esnasında ortaya çıkan yeni sorulara cevap aramak hedeflenmiştir: Geçen yıl ortaya çıkan bina ile önceki iç kalenin sur duvarının ilişkisi nasıldı? Akropolisteki Bizans yerleşimi küçük bir köy olarak mı yoksa bir askeri yerleşim, bir ileri karakol olarak mı değerlendirilmelidir? Bizans katmanlarının altında Hekatomnos dönemine ait yapılar/barakalar var mıdır?

            Bu yıl akropoliste süren çalışmalar dört açmada devam etmiştir (Şek. 5). Güneybatı Açması 2008 yılında kazılan bölgeyi iç kale duvarlarıyla birleştirecek şekilde yerleştirilmiştir (Şek. 6-9). Kazıya başladıktan hemen sonra, geçen yıl Bizans kalıntılarına ulaştığımız kotta ve özellikle sur duvarının yakınında yassı ve düz taşlarla döşenmiş bir zeminle karşılaştık. Bu zemin yüzeyinde bulunan çok miktardaki Bizans çatı kiremiti geçen sene de yoğun olarak karşımıza çıkan tiptedir. Geçen yıl ortaya çıkardığımız iç odalarda bu zemin kaplamasına rastlamamış oluşumuz, yeni ortaya çıkardığımız odaların işlevlerinin iç odalardan farklı olduğunu gösterir.

Şek. 5

Bizans yapılarının da gösterildiği Akropolis iç kalesinin planı.

(A. Henry & J. Blid)


Geçen yıl sur duvarlarının dış cephelerinde gerçekleştirdiğimiz hızlı bir analiz çalışması neticesinde Hekatomnos dönemine ait duvarların daha geç bir zamanda restorasyon geçirdiğini fark etmiştik. Bu yıl duvarların dış cephesini daha dikkatli temizlediğimizde duvarların görünür kısımlarının çoğunun Bizans dönemine ait restorasyonlar olduğu ortaya çıktı. Duvarların üst kısımlarının alt kısımlardaki in situ Hekatomnos duvarların üzerine örüldüğü açıktır (Şek. 9-11). Güneybatı açmasının sur duvarlarıyla çakıştığı nokta Bizans döneminde duvarda açılan su giderine denk düşer. Giderin ağzının içerisinde Bizans dönemine ait iki cam lamba parçası (konik çanaklı tip) ve yine Bizans dönemine ait cam bilezik parçaları bulduk. Mekândaki kiremit yıkıntısı içeren tabakayla aynı kotta geçen seneki çalışmalarımız esnasında da yoğun olarak bulduğumuz ve Bizans dönemine tarihlenen “white-ware” seramik grubuna ait çok sayıda parça ele geçmiştir. Bu seramiklerin çoğunun yanarak kararması bu kapların mutfak kapları olduğunu gösterir. Yine bu açmadan çıkan bir başka buluntu zeytinyağı veya un yapımında kullanılmış olabilecek mermer bir değirmen taşıdır. Buluntularımız arasındaki Bizans pithos ağız ve gövde parçaları besinlerin geniş kaplarda saklandığını gösterir. Bütün bu bulgular burada bir yerleşim olduğunu ve bu yerleşimde -bulduğumuz bileziklerin işaret ettiği üzere- kadınların da yer aldığını gösterir. Bu nedenlerle bu yerleşimin niteliğinin bir köy olması olasılığı çok daha yüksektir. Bu üst Bizans katmanlarında metal eşyaları veya silahları keskinleştirmek için bir bileyi taşı ve beş adet (dört adet yaklaşık 10 sm uzunluğunda ve bir adet biraz daha küçük) pürüzsüz nehir taşı bulduk. Bu taşların buraya sapan taşı olarak kullanılmak üzere nehir kenarından getirilmiş olması mümkündür. Güneybatı açmasının sunduğu veriler burada kadınların ve asker olmayan sivillerin bulunduğunu gösterse de, Hekatomnos dönemi duvarların restorasyonu ve sapan taşları bu yerleşimin birincil işlevinin savunma olduğunun altını çizer.

Şek. 6

Kazı çalışmaları sonrasında alana batıdan bakış.

Şek. 7

Akropolis Kalesi. Kazı alanı planı.

(L. Karlsson)

Şek. 8

Güneybatı Açması’na batıdan bakış.

Şek. 9

Güneybatı Açması, kale duvarının iç yüzü. Öne çıkan alt sıralar Hekatomnos Dönemi yapılarıdır.


Bu sene koridor ile sur duvarları arasında kalan uzun ve dar odalarda da kazı çalışmalarımızı sürdürdük. Bu odaların her biri 2,5 m genişliğinde ve 3,5 metre uzunluğundadır ve koridordan sur duvarlarına kadar uzanırlar. Bu odalar duvarlara dik olarak yerleşirler. Odalar arasında geçiş yoktur ve odaların her birine sadece koridora açılan kapılardan ulaşılabilir (Şek. 7). Bu odaların bir tür fırlatıcı silah konulmak üzere uzun planlı ve zeminleri sağlam taş döşeli olarak inşa edilmiş, savunma işlevli odalar olduğunu düşünüyoruz. Dikdörtgen odalar askerlerin kolay erişimi için koridorlara bağlanırken, koridorların arkasında kare planlı yaşam alanları yer alır. Bu düzenleme iç kale duvarları boyunca doğuya doğru devam etmektedir.

Şek. 10

Akropolis Kalesi, Hekatomnos Dönemi duvarı. Uppsala Üniversitesi Ångström Laboratuarında 11 Kasım 2008 tarihinde tamamlanan 14C testleri İ.Ö. 4. yüzyılın ortası tarihine işaret eder.

Şek. 11

2008 yılında açılan derin açmanın bu yılki temizlik çalışmalarından sonra görünümü. Hekatomnos Dönemi’ne ait duvar ölçekle vurgulanmıştır. Bizans duvarı ve duvara ait büyük kapı pervazı toprak üzerinde durmaktadır.

Hekatomnos dönemine ait yapılar bulduk mu? 2008 yılında koridorda açılan derin açmada, ana kayanın üzerine kayayı şekillendirilerek oturtulmuş bir duvar parçası bulmuştuk (Şek. 10). Erken dönemleri işaret eden bu duvar parçasının yanı sıra, aynı açmanın alt katmanlarında İ.Ö 4. yüzyıl seramikleri ve 14C yöntemiyle İ.Ö. 4. yüzyılın ortasına tarihlendirilen bir kömür parçasına da rastlamıştık. Bu sene erken duvarı her iki yöne doğru izledik ve yaklaşık 86 sm çapında mükemmel kesilmiş bir kuyuya rastladık (Şek. 7:i). Kuyuyu 6,7 metre derinliğine kadar kazdık ancak dibe ulaşamadık (Şek. 12). Kuyunun iç yüzünün doğu ve batısında gnays ana kayaya oyulmuş ve dikeyde 40 sm aralıklarla dizilmiş kesikler fark ettik (Şek. 13). Kuyunun içine inmeyi mümkün kılan merdivenleri oluşturan bu kesikler, ekip üyelerimiz tarafından da kullanıldı.

Erken duvar, yapının içerisine kuyuyu da dâhil etmek amacıyla, S-biçimli olarak inşa edilmiştir. Bu duvar büyük ihtimalle Hekatomnid iç kaleye ait Kule 11’e doğru uzanıyor ve Hekatomnos dönemi barakalarının bulunduğu üst platformla sur duvarlarının hemen içerisindeki mekânı ayırıyordu. Kuyunun güneyinde yer alan yuvarlak çukur su depolanan büyük bir pithosun yerleştirilmesi için kesilmiş olmalıdır (bkz. Şek. 7:l ve 9). Benzer bir çukur Uçalan Kulesi’nin hemen dışında da bulunmuştur.

Şek. 12

6,7 metre derinliğinde kazılmış kuyunun içine bakış.

Şek. 13

Kuyunun içerisindeki basamaklar. Batıdan bakış.

Buluntular


Pithos parçalarının yapımında akropoliste ortaya çıkan en erken tarihli kiremitlerin kilinin aynısı kullanılmıştır. Bu kiremitlerin özelliği kiremitin üst kısmına tepeden 3-4 sm uzaklıkta yerleştirilmiş yuvarlak bir çıkıntıya, bir “kiremit durdurucu”ya sahip olmalarıdır (Şek. 15-16). Kiremitin altında yine “kiremit durdurucu” olarak tanımlanan ve üstteki kiremitin altına giren bir başka çıkıntı yer alır (Şek. 16). Labranda’daki Zeus Tapınağı’nın mermer çatı kiremitleri de aynı tür kiremit durduruculara sahiptir.

Hekatomnos dönemi duvarın etrafındaki açmada bazı dördüncü yüzyıl buluntularına rastladık; örneğin gövdesi boyunca yatay oluklara sahip geniş bir pithosa ait dört parça bulduk. Bu pithos tipi geçen seneki sur kazılarının en ilginç buluntularından biridir. Aynı tip pithos parçalarına Burgaz Kale ve Uçalan Kule’de rastladık ve akropolisteki kuyudan yine aynı gruba ait yedi adet gövde ve bir adet ağız parçası çıkardık. Pithosun kuyunun içinde ve yakın çevresinde bulunması su depolamak amacıyla kullanıldığını gösterir.

Şek. 14

Yunanca yazılı Hekatomnos dönemi çatı kiremiti: […]XOΠYPH


Bu yıl Akropolis Kalesi’nde ele geçen en önemli buluntumuz dikdörtgen mühürlü üç düz kiremit parçasıdır (Şek. 16-17). Üç parçanın hepsi de kuyunun içinde, 6,7 m derinliğinde ele geçmiştir ve bu seviyede İ.Ö. 3. yüzyıldan daha geç bir döneme tarihleyebileceğimiz hiçbir buluntuya rastlanmamıştır. Mühürdeki motif üç çatallı uzun bir objenin üzerinde yer alan çift ağızlı bir baltaya benzemektedir. Eğer üç çatallı objenin bir trident olduğu düşünülürse, motif geç dördüncü yüzyıl ve Helenistik Mylasa sikkelerinde sıkça görülen çift ağızlı balta ve trident kompozisyonlarına benzer.

Şek. 15

Yuvarlak çıkıntılı Hekatomnos dönemi düz çatı kiremiti. (AKW09-11)

Şek. 16

Tepesinde “kiremit durdurucu” bulunan Hekatomnos dönemi çatı kiremiti çizimi. (AKW09-11)

(L. Karlsson)


Bir kandil veya tütsü kabının ayağı olduğunu düşündüğümüz pişmiş toprak obje, bu yıl ortaya çıkardığımız bir başka sıra dışı buluntudur (Şek. 19). Bu parça aslan pençesi biçimli bir ayaktan ve ayağa bağlanan asma dalı bezemeli bir halka parçasından oluşur. Kaidenin sap kısmına bir dişi mitolojik figür -büyük ihtimalle kanatları Samothrace Nike’si gibi geriye yatık duran bir sfenks- işlenmiştir.

Şek. 17

Kuyuda elimize geçen mühürlü düz çatı kiremiti. (AKW09-7)

Şek. 18

Mühürün çizimi.

(Alicja Grenberger)


Bizans katmanlarında geçen yıl olduğu gibi tipik Bizans sırlı seramik parçaları bulduk. İç bezemeler, kazıma tekniğiyle işlenmiş ve kahverengiye boyanmış oldukça ince çizgilerden ve bu çizgilerin üst kısmında yer alan ve genellikle yeşil boyalı motiflerden oluşur. AK09-1 kabı ‘boyalı ince sgraffito seramik grubu’na (painted fine sgraffito ware) aittir ve 12. yüzyılın ortası veya ikinci yarısına tarihlendirilebilir. AK09-2 kabı yeşil sırlı Bergama grubuyla ilişkilidir. AK09-3 kabının ‘yeşil ve turuncu lekeli seramik grubu’na (green and orange-stained pottery) ait olduğunu gösteren sofistike bir ağız profili vardır ve Spieser ve Böhlendorf-Aslan tarafından 13. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenmiştir.

Şek. 19

Doğu Açması’nda ele geçen kandil ayağı. (AK09-28)

Şek. 20

Güneybatı Açması’nda bulunan Orta Bizans sırlı seramik parçası. (AK09-3)


Ucalan Kule

 

Tapınak alanının yaklaşık 800 metre batısında ve çevreye hâkim yüksek bir gnays kayalığının üzerinde bir gözetleme kulesi yer alır. Bu kuleden tapınak alanı ve Akropolis Kalesi çok rahat gözlemlenebilir. Dikdörtgen kule hafifçe eğimli gnays kayalığın üzerine doğrudan oturur (Şek. 21). Kulenin planı hafifçe asimetriktir: kuzey kenarı 6,9, güney kenarı 7,1, batı kenarı 9,1 ve doğu kenarı 8,85 metre uzunluğundadır (Şek. 22). Duvar kalınlığı 0,65 metredir. İç mekân kuzeyde 5,6 x 3,5 m ve güneyde 5,8 x 3,65 m boyutlarında olmak üzere iki odaya ayrılmıştır. İki oda arasındaki ayırıcı duvarda 1,3 metre eninde bir kapı bulunur (bkz. Şek. 23). Kulede kullanılan iri taş ve kaya parçaları düzenli kesilmiş bloklar değildir. Uçalan Kulesi duvarları, Akropolis Kalesi, Burgaz Kale ve Tepesar Kale’nin mükemmel kesilmiş taş bloklarla örülen duvarlarından çok farklıdır. Uçalan Kulesi’nde dış duvarlarda iri, iç duvarlarda daha küçük taş bloklar kullanılmış ve yan yana getirilen bloklar aralarına konan küçük taşlarla dengelenmiştir.

 

Buluntular

 

Kalede çalışmaya başladığımızda, hem düz kiremitlerinden hem de kapama kiremitlerinden (imbreks) oluşan çok miktarda yüksek kaliteli kiremitin düştükleri konumda korunduğunu fark ettik. Akropolis Kalesi’nde oldukça az miktarda imbreks bulmuştuk. Bu nedenle, Uçalan Kulesi’nde rastladığımız imbreks örneklerinin sayısı oldukça şaşırtıcıydı. Uçalan’da elimize geçen bütün imbreks parçaları kırma çatı biçimlidir (Şek. 24-25).

Düz kiremitler Akropolis Kalesi’nde bulduğumuz kiremitlere oranla gelişmiş örneklerdir. Bu iki kiremit arasındaki en önemli fark üst kiremit durduruculardır. Uçalan kiremitlerinde yuvarlak çıkıntı kaybolmuş, bunun yerine tepeye doğru eğimi azalan üst çıkıntı daha da genişlemiştir.

Uçalan kiremitlerinin yapıldığı kil Akropolis Kalesi’nde rastladığımız kızıl kahverengi killi örneklerden farklı olarak turuncudur. Tüm bu veriler ve duvar örgüsünün niteliği nedeniyle Uçalan Kulesi’nin Hekatomnos dönemi sonrasında inşa edildiğini önerebiliriz. Çatı kiremitleri arasında tamir için kullanılmış parçalar bulunmaz ve kulede geç dönemlere -Roma ve Bizans- işaret eden hiçbir bulgu veya buluntuya rastlanmamıştır. Bu nedenlerle kulenin en geç İ.Ö. 2. yüzyılın başlarında terk edildiğini düşünüyoruz.

Şek. 21

Uçalan Kulesi’ne kuzeyden bakış.

Şek. 22

Uçalan Kulesi planı.

(L. Karlsson)

Şek. 23

Kuzey odasındaki kazı çalışmaları. Duvar fotoğrafın sol tarafındadır.

Şek. 24

Uçalan Kulesi’nde elimize geçen iyi korunmuş imbreks.

Şek. 25

İmbreksin çizimi. (UC09-5)

(L. Karlsson)


LABRANDA’DA GEÇ ANTİK DÖNEM ÇALIŞMALARI (Jesper Blid)


2009 yılında Labranda’da devam eden Geç Antik Dönem çalışmaları Tetrakonkhos hamamın kazısının yanı sıra ‘Batı Kilise’ olarak adlandıran yapı grubunun tanımlanmasını sağlayan jeofizik çalışmalarla devam etmiştir. Her iki yapı da Labranda’nın güneybatı kısmında, Z Alanı’nda yer alır (bkz. Şek. 1).


Tetrakonkhos Hamam Yapısı Çalışmaları

 

Geçen yıl Tetrakonkhos yapının merkezinde süren kazı ve araştırmalar neticesinde bir hypokaust zemin ve duvarların içine yerleştirilmiş sıcak su kanalları bulmuştuk. Bu bulgularla birlikte Tetrakonkhos yapının bir Geç Antik Dönem konutuna bağlı olması muhtemel küçük bir hamam yapısı olduğu kesinlik kazanmıştı.

Kazı çalışmaları kuzey apsiste başlamış ve bu alanda üç farklı katman tanımlanmıştır. 2008’de bu kısımda başlayan kazılar sonucunda toprak seviyesinin yaklaşık 50 sm altında çatı kiremitleri kullanılarak oluşturulmuş kare bir ocak bulunmuştu. Bu katmanda hiçbir objeye rastlamadığımız için katmanı tarihlemek konusunda oldukça zorlanmıştık. Ancak ocağın içinden aldığımız bir kömür örneği 14C testleri sonrasında beklediğimizden çok daha erken bir döneme, 6. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenmiştir. Ocakla ilişkili olduğu kesin olan ve aynı kontekste karşımıza çıkan düzensiz zemin de aynı döneme ait olmalıdır. Bu beyazımsı zemin bir tür kireç harcı içerir ve bu harçtan alınan örnekler de analiz edilmek üzere hazırlanmaktadır. Zeminin düzensizliği bir temel yerine iki farklı dönemden kalan erken zemin kalıntılarının üzerine oturmasından kaynaklanır.

Ocak ve kireç harçlı zeminden yaklaşık 40 sm aşağıda yer alan katman (Stratum 5) ikinci yapım evresini oluşturur ve geçen yıl orta kısımda kaydettiğimiz aynı kottaki katmanla aynı özellikleri gösterir. Bu katman, seramik, mermer kaplama, korniş profil ve küçük metal obje –örneğin kaplamaları duvara tutturmaya yarayan çengeller- parçaları içeren atık yığını ve grimsi kül karışımıdır. Bu katmanda elimize geçen korniş parçaları içbükey eğimlidir ve hesaplanan çapları Tetrakonkhosun apsis çaplarına denktir. Bu nedenle kornişlerin yapının ilk evresinde mimari bezeme olarak kullanıldıkları düşünülebilir ve parçaların çokluğu bu savı destekler niteliktedir. Diğer yandan, geçen seneki çalışmalarımızda hypokaust zeminin atık malzemeyle doldurulmasını yapının ikinci evresi olarak tanımlamıştık. Mermer kaplama ve seramik parçalarının çok küçük parçalar halinde ele geçmesi dolgu malzemesinin başka bir yerden getirildiklerini gösterir. Dolgu malzemesi olarak kullanılan buluntularımız İ.S. 5. yüzyıla ve özellikle de yüzyılın ikinci yarısına tarihlendiği için zeminin de aynı tarihte doldurulduğunu düşünüyoruz. Bu seneki buluntularımızın arasında, Afrika (Şek. 26) ve Phokaia (Şek. 27) Kırmızı Astarlı (African Red Slip Ware ve Phocaean Red Slip Ware) seramiklerinin yanı sıra geçen sene elimize geçen günlük kapların benzerleri de vardır.


Hypokaustun atık malzemeyle doldurulması, hamam yapısının beşinci yüzyılda kullanımdan çıktığını gösterir. Ne kuzey apsisteki ne de orta kısımdaki açmalarda in situ su borusu bulunamamıştır. Hypokaustun dolgusu içerisinde bulunan çok sayıda parçanın yanı sıra, bir boru parçasının orta kısımda ortaya çıkan ikinci suspensurayı taşıyan pila olarak kullanıldığını fark ettik. İkinci suspensura üst üste yerleştirilmiş iki tuğla sırasının üzerine dökülen cocciopesto katmandan oluşur. Kuzey açmasının kenar kesitinde ikinci evreyi oluşturan tuğla ve cocciopesto debri, üçüncü evreyi oluşturan kireç harçlı zeminden kolaylıkla ayırt edilebilir. Bu katmanın altında yerel granit zemin döşeme parçalarından oluşan bir başka katman fark ettik. Döşeme taşları orta kısmın batı tarafında in situ duran taşlarla benzerlik göstermektedir (Şek. 61). Döşeme taşlarının konumu ve miktarı orijinal suspensuranın pişmiş toprak yuvarlak pilae ve dikdörtgen ayaklar üzerine yerleştirilmiş granit döşeme bloklarından oluştuğunu gösterir. Bu döşeme taşlarından bazıları ikinci bina evresinde dolgunun içerisinde bırakılmış olmalıdır.

Alt zeminin üzerindeki son on santimetreyi içerisinde seramik parçaları bulunmayan koyu renkli ve nemli topraktan oluşan bir tabaka oluşturur. Stratum 6 olarak isimlendirdiğimiz bu tabakayla geçen sene orta kısımda sürdürdüğümüz kazı çalışmalarımız sırasında da karşılaşmış ve bu tabaka içerisinde yine herhangi bir buluntuya rastlamamıştık. Stratum 6’nın bir başka özelliği ise Stratum 5’in karakteristik özelliği olan külün bu katmanda karşımıza çıkmamasıdır. Bu nedenlerle Stratum 6’nın ikinci bina evresinden önce oluştuğunu söyleyebiliriz. Bu ince katmanın altında kırık kiremitlerle döşeli bir zemin yer alır (Şek. 29).

Şek. 26

Afrika Kırmızı Astarlı Seramik Grubu’na ait kâse.

(J. Blid)

Şek. 27

Phokaia Kırmızı Astarlı Seramik Grubu’na ait çanak.

(J. Blid)

Bu zemin, kuzey apsis duvarının alt sıralarında da görülebileceği üzere coccipesto ile birlikte ana kayanın üstüne doğrudan yerleştirilmiştir. Yapı için ana kaya 65 sm derinliğinde kesilerek düzeltilmiş ve bu kesiğin dibine büyük ihtimalle ana kaya üzerinde su birikimini engellemek üzere sığ bir kanal açılmıştır (Şek.30).

Geçen yıl kazı çalışmalarını tamamladığımız orta kısımdaki açmamızı bu yıl doğuya doğru genişlettik. Bu kısımda süren çalışmalarımız esnasında beşinci yüzyıl seramiklerinin yanı sıra, bir de tarihi bilinmeyen tunç halka bulunmuştur (Şek. 31). Halkanın üzerindeki bezemede büyük ihtimalle iki ağaç arasında duran bir yaratık betimlenmiştir. Bu yaratık at vücutlu ve insan başlı gibi gözükmektedir ve başın sivri biten alt kısmı sakal olarak düşünülebilir. Eğer bu tanımlama doğru ise, görülen yaratık bir kentaur ve sahne antik mitolojiden esinlenmiş bir betimleme olabilir.

Bu kısımda ele geçen bir başka buluntu, Stratum 6’dan gelen tunç sikkedir. Roma dönemi ismi bilinmediği için genellikle AE3 olarak değerlendirilen sikke, üzerinde FEL TEMP REPARATIO ifadesi bulunan tiplerden olarak tanımlanabilir ve II. Konstantius dönemine tarihlenir. İ.Ö. 348 ve İ.Ö. 357/58 tarihleri arasında üretildiği düşünülen bu tip sikkeler imparatorluğun her yerinde basılmıştır. Sikke binanın alt zemininin üzerinde ele geçmiştir ve bu nedenle binanın tarihlemesi için kesin bir veri olarak değil, terminus ante quem olarak değerlendirilmelidir. Bu sikkenin etrafında rastladığımız bazı kömür parçalarını 14C’le tarihlemek üzere topladık.

Şek. 28

Orta bölümün batı kısmında görülebilen hypokaust ve suspensura. Doğudan bakış.

Şek. 29

Tetrakonkhos, Stratum 6 ve tabanı.

(J. Blid)

Tetrakonkhos yapıda bu yıl devam ettirilen kazı çalışmaları yapının kronoloji ve işlevine dair önemli yeni bulgular sağlamıştır. Elde ettiğimiz sonuçlar değerlendirildiğinde, Tetrakonkhos hamamın orijinal zemininin İ.S. 4. yüzyılın ilk yarısında inşa edildiğini düşünebiliriz. Beşinci yüzyılda yapının hamam işlevi sona ermiş ve Tetrakonkhos yapılan değişikliklerle yeniden düzenlenmiştir. Yeni işlevin ne olduğuna dair bir öneri getirmemiz şu anda mümkün olmasa da, bu evre en fazla 75 yıl sürmüş olmalıdır. Altıncı yüzyılın sonlarına doğru Tetrakonkhos’un kuzey apsisine kireç harçlı düzensiz bir zemin döşenmiş ve konkhosun merkezine büyükçe bir ocak yerleştirilmiştir. Bu dönem itibariyle yapının ikinci evresine ait tüm kalıntılar kaldırılmıştır. Stratum 4’te hiçbir seramik ve küçük buluntuya rastlanmaması nedeniyle yapının bu dönemde yerleşime dair herhangi bir işlev taşımadığını, belki de bir kireç ocağı olarak kullanıldığını söyleyebiliriz. Daha sonra karşımıza çıkan ilk “seramik katmanı” ocağın üst kotundan yaklaşık bir metre yukarıdadır ve geç 12. veya erken 13. yüzyıllara ait sırlı seramik parçaları içerir. Sonuç olarak, Tetrakonkhos yapı sürekli olarak kullanımda olmasa da orta kubbenin çöktüğü döneme değin -yani yaklaşık bin yıl boyunca- zaman zaman kullanılmış olmalıdır.

Şek. 30

Pilae sıralarının üzerinden kuzey apsisteki kayaya oyulmuş kanala bakış.

Şek. 31

Kentaur (?) bezemeli tunç halka.

Şek. 3

Tapınak Alanı’nın doğusunun jeofizik araştırmalar sonucunda görülen duvarları da gösteren planı.

(GGH)

Şek. 4

Kule ve kalelerin yanı sıra Mermer Mezar’ın konumunu da gösteren Kutsal Yol haritası.

(J. Blid)

‘Batı Kilise’de Devam Eden Arkeolojik Çalışmalar:

 

Bu seneki Geç Antik Dönem çalışmalarının ikinci bölümünü Alan Z’de devam eden jeofizik araştırmaların kontrol ve değerlendirilmesi oluşturur (bkz. Şek. 2, Alan 1). 2007 yılında bu bölgede bulduğumuz ambo parçaları nedeniyle jeofizik araştırmaları özellikle bu alanda başlatmak istedik. Karia ve güney Ionia’da sık rastlanan bir tipe ait olan ambo parçalarını geç dönem bir teras duvarının içerisinde yeniden kullanılmış olarak bulduk ve parçaların büyüklüğü bize buluntu yerinin yakınlarında ambonun gelmiş olabileceği bir kilise olduğunu düşündürdü.

Bu kilisenin varlığına dair ikinci ipucu bu sene açığa çıkardığımız ve iki tarafına iki kemer sırasının kabartma olarak işlendiği mermer taş bloktur. Mermer bloğun kısa kenarında kapı dikmelerinde sık rastlanan bir silme görülür, diğer yandan bloğun üzerinde yer alan iyi korunmuş bezeme taş üzerine daha sonra eklenmiş gibi durmaktadır. Eğer mermer bloğun kapı dikmesi olarak kullanıldığını düşünürsek kabartmaların en az bir yüzünün arka duvara gömülü olarak durduğunu görürüz ve bu nedenle kabartmalar ve silmenin birbirleri ile uyumsuzluk içerisinde olduğu söyleyebiliriz. Bu nedenle, mermer bloğun işlevi zaman içerisinde değişmiş olmalıdır. Bu yeni işlev tam olarak belli olmasa da kabartmalar stil özellikleriyle Geç Antik döneme tarihlenebilir. Bu parçanın keşfi alanda bir Geç Antik Dönem yapısı olduğuna dair şüphelerimizi desteklemiştir. 


Sonuç olarak, Alan Z’nin güneydoğusundaki yapı grubu birkaç yıl önce bu alanda bulunan liturjik eserler nedeniyle şimdilik Batı Kilise olarak adlandırılmaktadır. Bina grubunun birkaç farklı Geç Antik dönem veya daha geç yapı evresine sahip olduğu seramik buluntularımız ve bulduğumuz mermer taş blok sonucunda ortaya çıkmıştır. Diğer yandan 2007’de bulunan ambo parçası haricinde yapının bir kilise olduğuna dair hiçbir bulgu yoktur ve bu adlandırma geçici bir hipotez olarak kabul edilmelidir. Bu alandaki kazı çalışmalarının 2010’da devam etmesi planlanmıştır.

Bulgularımıza daha geniş bir perspektifle bakarsak, Alan Z’nin Geç Antik dönemde oldukça faal bir bölge olduğunu söyleyebiliriz. Burada, Mylasa’dan Labranda’ya uzanan kutsal yola hâkim bir konumda belki de bir kilise ve Tetrakokhosun bağlı olduğu bir konut kompleksi vardı. Tetrakonkhosta ele geçen ve İ.S. 5. yüzyıla tarihlenen çok miktardaki buluntu, Labranda’nın bu tarihte halen çevredeki merkezlerle önemli bir ekonomik ilişki içerisinde olduğunu göstermektedir. Afrika’dan ve Anadolu’nun uzak noktalarından ithal edilen malzemelerin ortaya çıkarılması bu ekonomik ilişkinin göstergesidir. Antik tapınak alanına girişin hemen öncesinde, hâkim konumuyla düzlüğe yerleştirilmiş bir ‘Batı Kilise’nin varlığı, aynı zamanda tipik bir antik mimari planlama kavramı olan ‘mekân işaretleri’ (markers of space) bağlamında da düşünülmesi gereken bir öneridir.

Jeofizik çalışmalar gerçekten de bu alanda 30 m x10 m boyutlarında, batı-doğu aksına yerleşmiş bir binanın varlığını ortaya koymuştur. Yapı kompleksinin güneydoğusunda çok apsisli ve büyük ihtimalle trikonkhos olabilecek bir oluşum gördük. Bu noktada izlerini gördüğümüz yapıyı ve çevresini incelemek için bir deneme açması açtık ve 50 sm derinliğe indik (Şek. 32). Buluntularımızdan çok az bir bölümü tanımlanabilir niteliklere sahip olsa da, Phokaia Kırmızı Astarlı seramik grubuna ait bir tabağın ağız parçası rahatlıkla 6. yüzyıla tarihlenebilir.

Şek. 32

‘Batı Kilise’nin detay planı.

(J. Blid)

MERMER MEZAR ODASI KAZISI (Olivier Henry)

 

Dış Platform

 

Çalışmamıza mezarın yakın çevresinin genel temizliği ile başladık. Temizlik sonrasında ve yüzey toprağının 20 sm altında, yeraltı mezar yapısının üzerini kaplayan şist bloklardan inşa edilmiş büyük ve beklenmedik bir yapı ile karşılaştık. Yüzey toprağını tamamen kaldırdığımızda bu yapının kuzey-güney istikametinde yerleşmiş geniş, dikdörtgen planlı bir platform olduğunu gördük (Şek. 34). Bu platform yaklaşık 9 x 8 m boyutlarındadır ve kaçak kazılardan zarar görmüştür. Platformun sadece kuzey kenarı yeraltı mezar yapısıyla aynı hizadadır ve platform mezar boyutlarını (4,94 x 3,01 m) diğer yönlerde aşan bir yüzey alanını kaplar. İnşaatta kullanılan malzeme farklı boyutlarda kaba kesim şist bloklardır. Platformun dolgusu küçük ve orta boyutlu taşlardan oluşturulmuş, büyük bloklar (1,9 m uzunluk, 1,1 m genişlik ve 0,2 m kalınlığa ulaşan ölçülerde) genellikle platformun kenarları boyunca, köşelerinde ve üst yüzeyinde kullanılmıştır (Şek. 35). Taş bloklar kenet veya harç kullanmadan birleştirilmiştir. Ancak bazı taşlarda görülen kaldıraç izleri nedeniyle, platformun üzerinde bir yapı bulunduğunu düşünebiliriz.

‘Mermer Mezar’ ismiyle anılan mezar yapısı, Mylasa’dan Labranda’ya uzanan Kutsal Yol’un birkaç metre doğusunda kalan alçak bir tepenin üzerinde yer alır (Şek. 7 ve 72). Kargıcak köyünde yaşayanlardan öğrendiğimiz kadarıyla mezar 1960’lı yıllarda kaçak kazılar sonucunda ortaya çıkmıştır. Yapı 2005’de kayda alınmış ve Labranda nekropolis haritasında gösterilmiştir. Mezar yapısının dış mimari öğelerine verilen zarar ve mezar odasının tavanının kuzeybatı köşesindeki büyük delik göz önüne alınırsa, mezara ilk giren kaçakçıların mezar odasına girmek için dinamit kullandıkları düşünülebilir. Çalışmalarımızın sonunda mezar odasının ilk açılışından sonra mezara girenlerin yapıya duvarlara grafiti kazımanın yanı sıra (bkz. Şek. 41), lahdin mermer panellerini ve mermer zemin döşemesini de kısmen kırarak ve sökerek zarar verdiklerini tespit ettik.

Çalışmalarımıza başlamadan önce mezar yapısı neredeyse tamamen toprak altındaydı. Mezarın varlığına dair tek iz tepenin zirvesindeki hafif kabartı ve mezar odasına girişi sağlamış olan delikti (Şek. 33). Mezarın üçte ikisi toprakla doluydu ve mezarın içerisindeki toprak yığınının yüksekliği nedeniyle kuzey duvarındaki kapının üst kısmından başka bir şey görmek mümkün değildi.

Şek. 33

Kazı çalışmaları öncesinde tepenin genel görünüşü.


Yeraltı Mezarı

 

Giriş Cephesi (Şek. 79)

Şek. 34

Kazı çalışmaları sonrasında platformun genel görünüşü.

Şek. 35

Platformun planı.

(O. Henry)

Kazı çalışmalarını giriş kapısının sol tarafına doğru devam ettirdiğimiz zaman mezarın cephesinin gerçek anlamda bir cephe olmadığını ve cephe duvarının köşelere kadar uzatılmadan yarım bırakıldığını gördük. Çalışmamızı kapının diğer tarafına doğru devam ettiremedik, ancak bu tarafta da aynı düzenlemenin olduğunu düşünüyoruz.

Giriş cephesi bu nedenle sadece sekiz taş bloktan oluşur: Eşik taşının iki yanında iki yatay taş blok uzanır. Bu sıranın üzerinde yükselen iki dikey taş blok kapı pervazlarını oluşturur. Monolitik kapı lentosu pervazların üzerine yerleşir. Diğer iki taş blok lentonun üzerinde yer alır.

Bu düzenleme cephenin sadece orta bölümünün, yani kapısının, görülecek biçimde tasarlandığını gösterir. Görünen cephe parçası ise girişin hemen önünde kazdığımız ve büyük ihtimalle mezara erişimi sağlayan rampa olan dikdörtgen ‘çukura’ (ditch) denk düşer. Bu rampa/çukur kendisini çevreleyen kırmızımsı toprağın aksine siyah renklidir ve bu bölümde iki mermer bloğun yanı sıra çok miktarda seramik parçası ele geçmiştir. Rampa/çukurun zemini kapıya doğru yükselen bir eğim verir ve eşiğin birkaç santimetre altında sona erer.

Şek. 36

Yeraltı mezarının giriş cephesi ve in situ kapı bloğu.

Giriş ve Giriş Odası (Şek. 37)

 

Yeraltı mezar odalarının kazı ve temizlik çalışmaları sonrasında yapının planını çıkartmak mümkün olmuştur. Mezar kuzey-güney doğrultusunda uzanır ve ana giriş kuzey kenarındadır. Kuzeydeki giriş odası güneydeki ana mezar odasına açılır (Şek. 38). Giriş odası 1,82 metre uzunluğundadır. 2,1 metre yüksekliğindeki yan duvarlar hafifçe içeri doğru eğimlidir. Odanın tavanı ve tabanı üçer adet yassı taş bloktan oluşur.

Giriş odasından ana mezar odasına açılan kapı 1,75 metre yüksekliğinde ve 0,72 metre derinliğindedir. Mezarın giriş kapısı gibi bu ara kapının da genişliği yukarıya doğru daralır. Çalışmalarımız sırasında bu girişe ait bir kapıya veya kapı parçası olabilecek bir parçaya rastlamadık. Diğer yandan hem lento, hem de eşik üzerindeki yuvarlak dikme izleri kapının çift kanatlı olduğunu ve ana mezar odasına doğru açıldığını gösterir (Şek. 39). 

Şek. 37

Mezarın giriş odası. Mezar odasından bakış.

Şek. 38

Yeraltı mezar yapısının planı.

(O. Henry)

Şek. 39

Giriş odasıyla mezar odasının arasında yer alan eşik taşı. Mezar odasından bakış.

Ana Mezar Odası

Ana mezar odası 3,01 metre genişliğinde, 2,07 metre uzunluğunda ve 2,7 metre yüksekliğindedir. Oda mezarın ana aksı üzerine değil, daha doğuya doğru yerleştirilmiştir. Yan duvarların hemen önünde birer lahit bulunur. Doğudaki lahit batıdaki lahitten daha geniştir.

Daha önce de bahsettiğimiz gibi kaçak kazıların mezara verdiği zarar bu odada çok belirgindir: doğudaki lahit neredeyse tamamen yok edilmiş ve batıdaki lahdin ön yüzü güneydeki küçük parça haricinde parçalanmıştır. Odanın zeminindeki orijinal dört adet taş döşemeden birinin (Şek. 40) ve arka duvardaki bir adet kesme taşın yine kaçak kazılar sonucunda yerlerinden çıkarıldığını tespit ettik.


Diğer yandan, arka duvardan çıkartılan taş bloğun arkasında büyük şist bloklardan oluşan ikinci bir duvar sırası fark ettik. Bu ikinci duvar büyük ihtimalle mezar yapısının etrafını tamamen çevirmektedir ve sıra dışı bir mimari uygulamadır.

Odanın tavanında kuzey-güney doğrultusunda uzanan ve 35 sm kalınlığında kaplama taşları taşıyan iki monolitik kiriş dikkati çeker (Şek. 41). Kirişler dört duvardan da geçen kornişin üzerine düzenli aralıklarla yerleştirilmiştir. Duvar sırasının kornişin üzerinde kalan kısmı ve kirişlerin yan yüzleri iki fasciae ile bezenmiş, duvarların tavanla birleştiği köşe ikinci bir korniş sırası oluşturacak şekilde biçimlendirilmiştir (Şek. 42).

Şek. 40

Mezar odası. Giriş odasından bakış.

Şek. 41

Mezar odasının tavanındaki kirişler.

Şek. 42

Mezar odası batı-doğu kesiti.

(O. Henry)

Yapım Tekniği ve Malzemesi

 

Yapının tümü beyaz ve gri mermerden inşa edilmiştir. Giriş odasının ve ana mezar odasının duvarlarını kaplayan ince turuncu katman, metal parçacıkları içeren kırmızımsı toprağın yağmur sularıyla mezarın içerisine akması sonucunda oluşmuştur. Mermerin orijinal rengi halen tavan kaplama taşlarının alt yüzlerinde görülebilir. 

Duvarlar pseudo-isodom sıralarla örülmüştür ve taş sıralarının yüksekliği 27 sm ile 52 sm arasında değişir. Duvar örgüsünde uzunlukları 0,45 metre ile 2,07 metre arasında değişen taş bloklar kullanılmıştır.

Mezar yapısının inşaatında iki farklı çeşit tunçtan yapılmış ve kurşunla kaplanmış metal kenet kullanıldığı gözlemlenmiştir. Duvar taşları Pi-biçimli yatay kenetlerle tutturulmuş, ama her iki kapının da sövelerini eşik taşına tutturmak için dikdörtgen zıvanalar tercih edilmiştir.

Mezar odasının epikranitis köşelerinde sıra dışı bir teknik uygulama fark ettik. Silmeler genellikle köşelerde diagonal olarak kesilip birleştirilirken, fasciae köşelerde dik açılı kesimlerle birleştirilmiştir. Aynı detay Andron A’nın mermer pencere sövelerinde de gözlemlenir.

Buluntular

 

Seramik Buluntular ve Kiremitler

 

Mezarın içinde ve yakın çevresinde ortaya çıkardığımız buluntu miktarı oldukça yüksektir. Genellikle küçük parçalar halinde olsa da buluntularımız mezar hediyelerinin zenginliğini ve mezarın farklı dönemlerde yeniden kullanımını gözler önüne sermiştir.

Seramik parçaların birçoğu mezarın yakın çevresinde ele geçmiştir. Mezarın devamlı talan edildiği düşünülürse bu şaşırtıcı bir bulgu değildir. Elimize geçen buluntular İ.Ö. 4. yüzyıldan Orta Bizans Dönemi’ne uzanan aralıkta tarihlenir. Çoğunlukla amphora ve büyük kiremit parçaları bulunmuştur. En iyi korunmuş parçalarımızdan biri İ.Ö. 1. Yüzyıl ile İ.S. 1. Yüzyıl arasına tarihlenen üçgen ağızlı volütlü Roma kandilidir (MT09-3).

Giriş cephesinin hemen önünde sürdürdüğümüz çalışmalarda içerisinde İ.Ö. 4. yüzyıl ile İ.S. 3.-4. yüzyıl arasında farklı dönemlere ait yüksek kaliteli seramik parçalarının karışık halde bulunduğu homojen siyah bir toprakla doldurulmuş derin bir ulaşım rampası ortaya çıkmıştır. Bu alanda elimize geçen buluntularımızdan en ilginçleri Mausollos dönemine tarihlenen bir Attika siyah sırlı kratere ait dip (MT09-6, Şek. 43), İ.Ö. 4. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen yumurta desenli bir panelle bezenmiş kırmızı figürlü hydria boyun parçası (MT09-7, Şek. 44), İ.Ö. 150-50 yılları arasına tarihlenen küçük bir meander motifli ‘Delos tipi’ Megara kâse parçası (MT09-5), İ.S. 3. ve 4. yüzyıllara tarihlenen çok sayıda kaliteli kırmızı astarlı seramik parçası (MT09-8) ve bir yeşil sırlı Orta Bizans kâse parçasıdır (MT09-2). 

Giriş odasında Helenistik Dönem’den Bizans Dönemi’ne uzanan aralıkta tarihlenebilecek seramik parçaları bulduk. Düz dipli bir Helenistik unguentariuma ait parçalar (MT09-9), bir Roma mutfak kabı (MT09-10) ve bir Bizans mutfak kabına ait halka biçimli kaide (MT09-11) buluntularımızdan bazılarıdır.

Mezar odasında Erken Helenistik Dönem’den başlayan ve Orta Bizans Dönemi’ne kadar uzanan farklı dönemlere ait buluntularımız olmasına rağmen, bu odadan diğer kazı alanlarına oranla daha az sayıda seramik ele geçmiştir. Buluntularımızın arasında bir adet İ.Ö. 4. yüzyıl yerel üretim siyah sırlı kâse dibi (MT09-17), bir İ.Ö. 3. yüzyıl tarihli küp ağız kenarı parçası (MT09-16, Şek. 45), bir Geç Antik Dönem amphora kulpu (MT09-18) ve çok sayıda Orta Bizans Dönemi yeşil sırlı seramik parçası vardır.

  

Kemikler

 

Hem giriş, hem de mezar odasında birçok kemik parçası bulunmuştur. Kemiklerin çoğunluğunun mezarın üzerindeki delikten düşen hayvanlara ait olduğunu düşünsek de, kemikler osteolog Anne Ingvarsson-Sundström tarafından çalışılmak üzere İsveç’e götürülmüştür.

 

Yumurta Biçimli Objeler

 

Daha önceki bir raporumuzda ve bir yayınımızda Labranda’da kayadan oyma lahitlerin içerisinde bulduğumuz yumurta biçimli taşlardan bahsetmiştik. Mermer Mezar’da süren kazı çalışmaları sırasında, ikisi terracotta olmak üzere (Şek. 46) yedi yeni örnek daha ortaya çıkarttık.

Şek. 43

Geç Klasik Dönem kırmızı figürlü kratere ait halka dip. (MT09-6)

(O. Henry)

Şek. 44

Ovolo boyamalı bir adet Geç Klasik Dönem kırmızı figürlü hydria parçası. (MT09-7)

Şek. 45

Bir adet Helenistik dönem küp ağız parçası. (MT09-16)

(O. Henry)

Şek. 46

Giriş odasında bulunan iki adet yumurta biçimli obje. (MT09-15)

Sonuç

 

Labranda’daki mermer mezar odası İ.Ö. 4. yüzyılın ortasında bir tarihte inşa edilmiş ve yüzyıllar boyunca farklı bireyler için yeniden kullanılmıştır. Mezarın en son kullanıldığı tarihi kesin olarak belirlemek mümkün olmasa da, mezarın değiştirilen kapısına uzanan rampayı doldurmakta kullanılan geç Roma seramikleri terminus post quem olarak İ.S. 3.-4. yüzyıl tarihini verir. Mezarın dışında, platformda, giriş odasında ve ana mezar odasında bulunan Bizans dönemi buluntularının da mezarın son kullanımı için tarih verdiğini düşünürsek, mezarın Geç Klasik Dönemden Orta Bizans Dönemine dek kullanıldığını önermek mümkün olur.

Şek. 47

Mermer Mezar’ın etrafındaki koruyucu tel örgü.

Dış platformun boyutlarının büyüklüğünü açıklayabilecek doyurucu bir açıklama bulamadık. Platformun belirgin işlevlerinden biri yeraltındaki mezar yapısını korumak olsa da, mezarın sınırlarının dışına taşan platformda kültsel etkinliklerin sürdüğünü düşünmek mümkündür. Yapı duvarlarının üst duvarları hakkında hiçbir bilgimiz olmadığı için bu yapının örtülü olup olmadığını ve hatta görünür olup olmadığını tahmin etmemiz çok zordur. Diğer yandan Karia’da yüzeydeki bir yapıyla vurgulanmış yeraltı odaları sık rastlanan bir olgudur ve bölgede başka örnekleri vardır. Üst yapının durumu ne olursa olsun ‘Mermer Mezar’ 2008’de ele geçen mezar hediyeleriyle birlikte düşünüldüğünde, Labranda’da ve Mylasa’yı Labranda Kutsal Alanı’na bağlayan yol boyunca gömülen kişilerin oldukça zengin ve belki de aristokrat statüye sahip bireyler olduğunu bir kez daha teyit eder. Bu önemli mermer yapının artık zarar görmemesi için mezar yapısının çevresi yüksek bir tel örgüyle çevrilmiş ve yapının ne olduğunu yazan küçük bir pano girişe yerleştirilmiştir (Şek. 47). Bu eserin ziyaretçilerle ilişkisini koruyabilmek amacıyla gelecek yıl bu panonun hem Türkçe hem de İngilizce açıklamalar içeren daha kapsamlı bir panoyla değiştirilmesi planlanmıştır.

Prof. Dr. Lars Karlsson

Department of Archaeology and Ancient History

Uppsala University

Ön Raporlar

2009 Sezonu

2009 yılı Ekibi

Bu rampanın kuzey ucu kaldırılması gereken toprağın miktarı nedeniyle kazılamamıştır.

Mezarın kapısı halen yekpare bir taş blokla kapalıdır. Önemli bir ayrıntı bu kapı bloğunun yüzeyinin cephedeki diğer bloklardan farklı biçimde düzeltilmiş olmasıdır. Bu ayrıntı kullanılan taş bloğun orijinal olmadığına işaret eder ve mezarın yeniden kullanıldığının açık bir göstergesidir.