Labraunda
Labraunda
2008 Sezonu
Ön Raporlar
2008 yılı Ekibi
23 Haziran - 25 Temmuz 2008 tarihleri arasında 5 hafta sürmüştür.
Katılımcılar: Doç. Dr. Lars Karlsson (Kazı Başkanı), Prof. Dr. Pontus Hellström, Dr. Ragnar Hedlund, Gunilla Bengtsson (Uppsala Üniversitesi), Doktora öğrencisi Jesper Blid (Stockholm Üniversitesi) Arkeoloji öğrencisi Augustus Lersten (Londra Üniversitesi), Dr. Olivier Henry (Bordeaux ve Koç Üniversiteleri), Doktora öğrencisi mimar Ayşe Henry (Illinois Üniversitesi) ve Yard. Doç. Dr. Abdulkadir Baran (Muğla Üniversitesi) katılmışlardır. Kültür ve Turizm Bakanlığını Antalya Müzesinden Mustafa Samur temsil etmiştir.
Çalışmalarımıza Åke Wibergs Stiftelse, Magn. Bergvalls Stiftelse, Helge Ax:son Johnsons Stiftelse, Gunvor ve Josef Anérs Stiftelse, The Friends of the Swedish Institute in Rome, Stefan Lersten ve Maggie Dan-Lersten ile İsveç’teki Labraunda Topluluğu maddi destek sağlamışlardır.
Labraunda kazı çalışmalarının yeniden başladığı 2004 yılından sonraki 5. çalışma yılımızda ayrıca İsveçli arkeologların Labraunda kutsal alanında 1948 yılında başlatmış oldukları kazı çalışmalarının 60.yılı kutlanılmıştır. Bu kutlamaların yanı sıra kazı çalışmalarında açığa çıkartılan önemli veriler 2008 yılı kazı çalışmalarını bizim açımızdan oldukça önemli bir hale getirmiştir.
2004 yılında yeniden başlayan çalışmalarımızda daha önceden incelenmemiş olan 3 alanda yoğunlaşmış bulunuyoruz. Bunlar kutsal alanı çevreleyen savunma sistemi, büyük nekropol alanı ve kutsal alanının Roma ve Bizans dönemindeki gelişimidir. Her üç alanda da önemli bulgulara ulaşılmıştır.
En önemli bulgu şüphesiz ki MS 4.yy ilk yarısına tarihlenen alışılmadık bir plana sahip olan Roma hamamıdır. Tetraconchos olarak tanımlanan dört yapraklı yonca formunda inşa edilmiş olan hamam yapısı Jesper Blid tarafından geçen yıl tespit edilmişti ancak bu yıl kazısına başlanabilmiştir. Oldukça önemli olduğunu düşündüğümüz bu kazı alanı metal bir çatı ile koruma altına alınmıştır. Nekropol alanında 19 adet daha kayaya işleniş mezar kazılarak açığa çıkartılmıştır. Zengin buluntular arasında jasper taşlı bir altın yüzük ile rozet ve palmet formunda yapılmış üzerlerinde elbiseye tutturulduğuna işaret eden dörder adet delik bulunan 22 adet altın aplik gösterilebilir. MÖ 350 öncesine tarihlenen 2 adet sikke gömünün erken Hekatomnidler dönemine ait olduğunu göstermektedir.
Son olarak, Akropoldeki kalede yürüttüğümüz çalışmalarda Bizans dönemine tarihlenen kışla olabilecek yapı kalıntıları açığa çıkartılmıştır. Her yıl olduğu gibi mimari konservasyon ve kutsal alanın ziyaretçiler tarafından daha rahat gezilebilmesi konularında çalışmalar yürütülmüştür, ayrıca Roma hamamı üzerine de bir çatı yapılması planlanmaktadır. Kutsal alanın giriş kısmına yeni ahşap çitler yaptırılmış, depolarımıza yeni metal raflar eklenilmiş ve son olarak da anıtsal mezara ulaşan orijinal anıtsal merdivenlerin kazısına yeniden başlanılmıştır.
SAVUNMA SİSTEMİ: AKROPOLİS KALESİ
Labraunda gelişmiş bir savunma kaleleri ve serbest duran kuleler ile korunmaktaydı. Bu noktada en önemli sorun bu savunma yapılarının hiçbirinin arkeolojik kazılarla veya buluntularla tarihlenmemiş olmasıydı. Bu Labraunda’daki kazı çalışmalarının önemini ortaya koyan bir noktadır. Geçen yıl Burgaz kalesinde yürütmüş olduğumuz çalışmalar sonucunda şarap ve su kaplarına ait çok sayıda parça ile askerlerin silahlarını bilemekte kullandıkları bileğitaşları açığa çıkarılmıştır. C14 analizi sonrasında Burgaz kalesinin MÖ 4.-3. yy.larda kullanılmış olduğu tespit edilmiştir. Arkeolojik buluntular hem tarihlemede hem de görevli askerlerin oradaki yaşamları konusunda günlük yaşamları hakkında önemli bilgiler vermiştir. Böylece büyük beklentiler içinde bu yılki kazı çalışmalarını tapınak alanının 100 m. Yukarısında yer alan Akropoldeki kalede yürütmeye karar verdik.
Fig. 2
Kale 11 kuleye sahip olup doğu batı doğrultusunda 127 m., kuzey-güney doğrultuda 95 m genişliğe sahiptir. Kalenin kuzeydoğu üst bölümünde, beşgen formlu mancınık kulesinin gerisinde, dış kaleye doğru bakan iki kulesi bulunan bir iç kale bulunmaktadır. İç kale doğu batı doğrultusunda 51 m., kuzey-güney doğrultusunda 19.5 m. ölçüsündedir. İç kalenin güneybatı köşesinde güneydeki iç kulelerin arasında (Fig. 2) doğu-batı doğrultusunda 10 m., kuzey güney doğrultusunda 6.40 m. ölçüsünde olan bir açma açılmıştır (Fig. 3). 2004 yılında Akropol kalesinin bitki örtüsünden temizlenmesinin ardından iç kalenin tamamen yıkılmış yapılarla kaplı olduğu görülmüştür.
Duvar yıkıntılarının arasında çok sayıda dörtgen oda ve dik duruşlarıyla kapı söveleri olarak tanımlanabilen büyük dikdörtgen bloklar görülmektedir. Tüm duvar kalıntıları ve söve blokları mimarımız Ayşe Henry ve Milas’tan ARI firmasının haritacıları tarafından ölçülerek plana işlenilmiştir, çizimin son hali hazırlanmaktadır.
Fig. 3
Kazı alanı oldukça dikkatli seçilmelidir; sadece kazı sırasında yapı kalıntılarının açığa çıkartılabileceği bir alan değil aynı zamanda taş ve toprağın atılabileceği alandan da uzak olmamalıdır. Son olarak da daha sonra alanı ziyaret edecek turistler tarafından da nasıl görülebileceğini tespit etmek gereklidir. Bizim durumumuzda, toprak atım alanı olarak kullanılabilecek alt kısımda yapı tespit edilmeyen bir alan bulunan ve turistlerin kolayca ulaşabileceği güney tahkimatın iç kısmına yakın bir alan tespit edilmiştir.
Kalıntılar çok sayıda döküntü taşla kaplanılmıştır ve yapılar da işlenilmemiş taşlardan inşa edilmiştir (Fig. 4-5).
Fig. 6
Daha derine inildiğinde tabanın hemen üzerinde çok sayıda çatı kiremidi açığa çıkmıştır (Fig. 7).
Çok sayıda kiremidin bulunuşu yapıların oldukça düzenli olduğuna ve bir emir ile sistematik bir biçimde inşa edilmiş olduklarını düşündürmektedir. Kiremitlerde farklılık görülmemesi bir üretim olduğunu göstermektedir. Yaklaşık 400 parça kiremitten farklı form gösterenler depoya kaldırılmıştır. Büyük bir yağmur kiremidi tamamlandığında (Fig. 8-9) genişliğin 49.5 cm., uzunluğun 63.5 cm olduğu ölçülebilmiştir.


Uzun kısımda bir parçanın eksik olması ve muhtemelen 2:3 oranlamasının kullanılmış olması orijinal uzunluğun 75 cm. civarında olduğunu göstermektedir.
Fig. 10
Odanın iç ölçüleri ise 2.85 x 2.3 m.dir. 63 cm. kalınlığındaki duvarlar dik duran dikdörtgen bloklar ile tutturulmuş küçük taşlardan inşa edilmiştir. Köşelerde ve kapı sövelerinde de büyük bloklar kullanılmıştır (Fig. 11).

Fig. 12
Koridorun kapısından sağa dönüldüğünde düzensiz bir mekana ait eğik durumdaki iki kapı sövesine ulaşılır. Mekan kuzey-güney doğrultuda 2.75 m. ve doğu-batı doğrultuda 1.5 m. ölçüye sahiptir. Mekanın kuzey duvarı yuvarlaklaştırılmıştır.

FIg. 13
Üst seviyelerde MS 11. ve 12. yy.lara tarihlenen glazürlü Bizans seramiklerine ait 20 parça ele geçmiştir (Fig. 14) ve bu dönemde kalenin halen kullanımda olduğuna işaret etmektedir. Buraya sığınan insanlar tarafından bazı yapılar tamir edilerek kullanılmış olmalıdır. Mekandaki kiremit yıkıntısı içeren tabakanın içerisinde ise Bizans dönemi white-ware olarak tanımlanan seramiklere ait çok sayıda parça ele geçmiştir (Fig. 15).
Fig. 14
Seramik hamuru beyaz renklidir ancak kapların çoğu pişirme kabı olduklarını gösterir şekilde yangın izi taşımaktadır. 41 kaide, 34 kulp parçası, 2 ağız parçası ve 310 gövde parçası ele geçmiştir (Fig. 16). Kap formları MS 6. ve 8.yy arasına tarihlendirilmektedir.



Fig. 17
Duvar 65 cm genişliğinde olup duvar bloklarının oturması için ana kaya şekillendirilmiştir. Geç Klasik dönem tahkimatına ait olduğu kesin olan bu duvar seviyesinde MÖ 4.yy.a ait siyah figür seramik parçası ele geçmiştir. Erken dönem tahkimatına ulaşılan bu seviyede kazı tamamlanmıştır. Yapılan kazılar Labraunda’nın Anadolu’nun sıkıntılı dönemleri olan MS 6-8 ve 11-12. yy.larında da önemli bir rol oynadığını ortaya koymuştur. Bu iki evrede önce Araplar daha sonra da Türkler tarafından Anadolu’ya akınlar düzenlenmiştir. Labraunda’da bu dönemlere ait veriler henüz ele geçmemiştir.
TETRACONCHOS KAZISI (Jesper Blid)
Fig. 18
Özellikle ambon parçası bu alanın bir Hıristiyanlık merkezi olabileceğini ve tetraconchos’un da formu ile bir baptisterium olabileceği düşünülmüştü. Doğu propylon yakınında MS 4.yy.da inşa edilmiş olan kilisenin sadece 150 yıl kullanılmış olması Labraunda’nın Hıristiyan sakinlerinin kutsal alanın güneybatısındaki alanda gerekli yapılarla birlikte yeni bir kilise inşa etmiş olabilecekleri düşünülmüştür. Tetraconchos’un hemen güneyindeki ambonun bulunmuş olduğu terasta çok sayıda alçak duvar kalıntısı görülebilmektedir ki bunlar belki de henüz onaylanmamış olan 6.yy kilisesine aittir. Alanın işlevini ve kronolojisini daha iyi anlayabilmek için en iyi korunmuş olan tetraconchos yapısında kazıya başlanılmıştır. Kuzey kubbenin olduğu bölüm 5 m. yüksekliğe değin korunmuştur (Fig. 18).
Fig. 19
Yapı dört adet at nalı formlu apsisin opus quadratum tekniğinde birleştirilmesiyle oluşmuştur ve ana eksenler boyunca yönlendirilmiştir (Fig. 19). Apsisler kubbe veya tonozla kapatılmış merkezi bir alanı çevreler ve yerel granitten dörtgen bloklardan inşa edilmiştir (Fig. 20). Kubbe olduğu gibi dökülmüş ve yüzey toprağı temizlendikten sonra incelenebilmiştir (Fig. 21). Kullanılan yapım tekniği korunmuş olan kuzey apsis kubbesi ile aynıdır (Fig. 22). Merkez tekerlek çubukları tarzında yerleştirilmiş altı adet dörtgen bloktan inşa edilmiş ve aralardaki üçgen bölümler cocciopesto teknikte küçük taşlarla doldurulmuştur. Merkezi kubbenin restorasyonu için korunmuş olan kuzey yarım kubbeye bakılmalıdır. Burada dörtgen bloklar birbiri üzerine yatay olarak yerleştirilmiş ve bağlantısızı beş bölüm oluşturmuştur.


Fig. 22
Kuzey apsisin yarı kubbesinin inşa tekniği kubbenin üçte ikisini oluşturacak şekilde beş bağımsız kemerin birleştirilmedir. Merkezi bölümde benzer ölçülerde çok sayıda dörtgen blok tespit edilmiş olması benzer tekniğin bu alanda da kullanılmış olduğuna işaret etmektedir.
Fig. 23
2008 yılında yapının yaklaşık % 60 lık bir bölümü açığa çıkartılmıştır. Merkezi bölüm ile kuzey ve doğu apsisleri kazılmıştır (Fig. 23) Doğu apsis içerisinde yapının ana girişi ve güneye bakan bir pencere açığa çıkartılmıştır. Bu apsis tuğla taban üzerine sonradan yapılmış 35 cm kalınlığındaki cocciopesto bir taban döşemesine sahiptir (Fig. 24). Tabanın hemen üstünde Geç Roma C tipinde bir tabak ele geçmiştir.

Tondosunda baskı şeklinde haç bulunan tabak genellikle MS 5. yy sonlarına tarihlendirilmektedir (Fig. 25-26).


Fig. 27
Bir diğer ilginç buluntu ise iyi korunmuş durumdaki bir deniz kabuğudur, muhtemelen mekâna egzotik bir hava katmak için deniz kıyısından Labraunda’ya getirilmiştir (Fig. 27).
Tam yüksekliğinde korunmuş olan kuzey apsiste tabakalar buluntuların gösterdiği üzere karışık tarih vermektedir (Fig. 28). Ancak tabana ulaşıldığında dokunulmamış stratigrafi tespit edilebilmiştir. Tabanın hemen üzerinde dörtgen formda yerleştirilmiş Bizans çatı kiremitlerden oluşturulmuş ikincil bir ocak tespit edilmiştir. Ocak yakınında tarihlenebilir buluntu ele geçmeyişi tabakanın tarihi için bulunan kömürlerin C14 analizini beklememizi zorunlu kılmıştır. Şu an için sadece antik dönem sonrası olduğu söylenebilmektedir. Daha önce değinildiği üzere, yarım kubbelerin duvarları opus quadratum tekniktedir ve kuzey apsis içerisinde dörtgen yapı bloklarının birleşimlerinde sıva kalıntıları görülebilmektedir (Fig. 29). Bunlar kesinlikle mermer taklidi şeklinde boyalı olmalıydı.


Fig. 30
Merkezi bölümde doğu apsisin cocciopesto tabanının 32 cm yukarısında Beyza mermerden iki bloktan oluşan yuvarlak bir kaide ya da eşik düzenlemesi açığa çıkmıştır (Fig. 30). Bloklar antyhyrosis düzenlemesine ait izler taşımaktadır ve bu muhtemelen üst kısmında kaplama bloklarının oluğunu göstermektedir. Mermer bloklar 36.5 cm kalınlığında üç adet kalın granit levha üzerinde yer alırlar. Bu levhaların hemen doğusunda doğu apsisteki cocciopesto tabanın alt seviyesinde kazıya devam edilmiştir. Bu alanda hypocaustum sistemine ait sekiz adet tuğla destek açığa çıkartılmıştır (Fig. 31-33).



Fig. 31 Fig. 32 Fig. 33
Fig. 34
Geç Roma C ve African Red Slip Ware tarzında kırktan fazla tabak (Fig. 35), günlük kullanım kapları ve ampulla olarak tanımlanan su şişesi açığa çıkartılmıştır (Fig. 36).

Bu tabakada ayrıca kırık bir mermer yıkama kasesi İon ve Lesbos kymationlu mermer korniş parçası açığa çıkartılmıştır (Fig. 37).


Buluntular sayesinde tetraconhos’un farklı evreleri hakkında yorumda bulunulabilmektedir. Hypocaust ikinci evrede kırık çömlekler ve diğer atıklar ile doldurularak yapının ısıtma işlevi iptal edilmiştir. İlk evreye ait suspensura’nın yerini yeni bir tuğla ve cocciopesto taban almıştır. Bununla birlikte ikincil taban halen ilk evrenin hypocaust destekleri tarafından taşınmaktadır. Mekanın bu yeniden işlevlendirilmesi muhtemelen MS 5. yy sonu veya 6. yy başlarında gerçekleştirilmiş olmalıdır.
Fig. 38
Sonuç olarak, tetraconchos orijinalinde Geç Roma hamamı olarak inşa edilmiştir. Büyük olmayan ölçülerine bakıldığında özel bir yapı olduğu ve ısıtılmayan diğer odalarla birlikte düzenlendiği söylenebilmektedir. Dairenin üçte ikilik bölümünü kaplayan dört adet at nalı formlu apsis kesinlikle bireysel amaçlarla inşa edilmiştir. Mekanda bulunmuş olan mermer yıkanma teknelerinden birisi kırılarak, erken ortaçağda yeniden inşa edilen suspensura’nın ikinci evresinin dolgusunda kullanılmıştır. Belirli bir zamanda dolgu yapılmış olduğunu gösteren ise buluntuların homojen kronolojisidir. Yapının ikinci evresinde işlevini belirlemek halen sıkıntılıdır, sadece doğu apsiste cocciopesto taban korunabilmiştir. Ancak, bu raporun önemli başlıca kısımlarını özetlersek, eğer MS 6. yy başlarında yeni inşa edilmiş bir kilise tetraconchosun güneyindeki terasta yer alıyordu ise bu durum tetraconchos’un yeniden düzenlenmesiyle kronolojik olarak uyum göstermektedir. Tetraconchos’un MS 6.yy başlarında kilise kompleksinin bir parçası olup olmadığına ilerdeki kazı çalışmalarında cevap bulunabilecektir.
Kazı alanına verilen önem ve arkeolojik tabakaların korunmak istenmesi sonucunda aşağıda detaylı tanımlanacağı gibi alanın bir metal çatı ile koruması gerçekleştirilmiştir.
NECROPOLIS KAZISI (Olivier Henry)
Bu yılki çalışmalar stadionun güney ve güneybatısındaki iki alanda yoğunlaştırılmıştır (Fig. 39). Amaçlarımız geçen yılki ile aynı biçimde ilk olarak nekropolisin planını çıkartmak amaçlı bir survey gerçekleştirmekti ve bu iş mimar Ayşe Henry ve Milas’tan ARI firması tarafından gerçekleştirilmiştir. İkinci amacımız ise mezarların sistematik kazısını gerçekleştirmekti.
Fig. 39
Fig. 40
Dokunulmamış bir mezar tespit edilememekle birlikte 19 yeni mezar (T62 to T80) haritaya eklenmiş ve bilinen mezar sayısı 80’e çıkmıştır (Fig. 40). Yeni mezarların hepsi “basit kayaya oyulmuş çukur” tipinde yani basit dikdörtgen mezar çukuru kayalık toprakta açılarak kapak taşları ince bir toprak tabakası ile kaplanmıştır.
Yeni tespitlerimizin en önemlisi mezar sayısındaki yoğunluktur. Stadionun güneybatısında daha önceden sadece bir tanesi bilinen birbirine oldukça yakın on yedi mezar tespit edilmiştir. Mezarların kapsadığı alan 450 m2.den fazla değildir. Şimdiye kadarki tespitlerimiz ise en fazla üç veya dört mezardan oluşan birbirinden bağımsız küçük mezar gruplarıydı. Bu yılki tespitimiz ise çok sayıda mezardan oluşan grupların yaygın olduğunu ve kutsal alan çevresinde çok sayıda mezar tespit edileceğine kesin bir biçimde işaret etmiştir. Ayrıca mezarların basit oluşu çok sayıda ve daha önce düşündüğümüzün aksine oldukça yaygın olabileceklerini göstermiştir.
Bu yıl 19 mezar kazılmıştır: iki adet kaya lahdi ve bulunan on dokuz yeni mezarın on yedisi kazılarak toplam kazılan mezar sayısı 41 olmuştur.
Kaya Lahdi
Kaya lahitlerinden bir tanesi (T14) stadiona ulaşan yol kenarında yer almaktadır. İkiz dikdörtgen mezar barındırmasıyla alışılmadık bir plana sahiptir (Fig. 41). Kapağı kaybolmuş olan mezarın kağaına ait iz tespit edilmemiştir. Mezarda ele geçen malzemeler oldukça azdır, çok sayıda çatı kiremidi ve bir pithos parçası ile yerel bir testi ağzı ele geçmiştir.
Buluntular Roma devrine tarihlenebilmekle birlikte daha kesin bir tarih tespit edilememektedir.
Fig. 41
Fig. 42
Kapağın üst yüzeyinde ortasında bir yuva bulunan dikdörtgen bir düz alan yer alır. Ayrıca kapağın dört tarafında çıkıntı bulunur. Mezarda tespit edilen buluntular oldukça zengin ve çok sayıdadır. Yaygın olarak bulunan büyük kap, çatı kiremidi ve pithos parçalarının yanı sıra, içki kapları da bulunan çok sayıda kaliteli seramik parçası (Fig. 43),cam boncuk ve bir bronz sikke de bulunmuştur. Mezar içinde çamurda kalmış olan sikke maalesef okunamamıştır. Diğer yandan kaliteli seramik parçaları geç Helenistik dönemden MS 2.yy.a uzanan kronolojik bir gelişim vermiştir.
Buluntuların sayısı ve çeşitliliği çok sayıda kullanım evresine işaret etmektedir. Kazı sırasında açığa çıkartılan çok miktardaki insan kemiği de bunu desteklemektedir. En azından üç farklı gömü olduğu net olarak tespit edilebilmiştir. Bunlardan ilki bir kremasyon, diğerleri ise birisi yetişkin diğeri genç kadın veya erkek iskeletleridir. Kemikler antropolog Anne Ingvarsson-Sundström tarafından tam bir analiz yapılmak üzere Uppsala Üniversitesine götürülmüştür.


Basit Mezarlar (Fig. 44)
Fig. 44
Tüm mezarlar genel bir forma sahip olmakla birlikte ölçülerinde oldukça değişkenlik tespit edilebilmiştir. Mezar genişlikleri 24 ile 48 cm, uzunlukları ise 1.50 ile 2.00 m. arasında değişmektedir. Mezarların hepsinin soyulmuş olmasına karşın açığa çıkartılan seramikler şaşırtıcı bir şekilde fazladır. Bu durum soyguncuların mezarların tamamını kazamadıklarını ve bu sayede bizim in situ buluntular ele geçirebildiğimize işaret etmektedir (Fig. 45).

Fig. 46
Sonuç olarak çok sayıda malzeme açığa çıkartılabilmiştir, bunların arasında MÖ 5.-4. yy. glazürlü seramikler, amphoriskos, unguentarium ve su sürahisi gibi sağlam vazolar (Fig. 46) bulunmaktadır. Mezarlardan birisi ise 10 rozet ve 12 karmaşık yaprak motifinden oluşan 22 adet altın elbise süsü (Fig. 47), jasper taşı boncukların ve granüle altın silindirlerin dönüşümlü kullanıldığı uzun bir kolye (Fig. 48) ve jasper taşlı büyük bir altın yüzük (Fig. 49) gibi takı buluntularıyla ile oldukça zengindir. Ayrıca aynı mezarda Karia kenti Kasolaba tarafından MÖ 400-350 aralığında bastırılmış iki adet gümüş sikke de ele geçmiştir.



Fig. 47 Fig. 48 Fig. 49
Ele geçen malzemenin incelenmesi sonrasında basit mezarların iki farklı dönemde kullanılmış oldukları tespit edilebilmiştir: bunlardan ilki MÖ 5. ve 4. yy.lar, diğeri ise Roma dönemidir. MÖ 4.yy.a ait mezarların içlerinde çok az Klasik dönem seramiği bulunan en azından üç tanesi temizlenmiş ve Roma devrinde yeniden kullanılmış oldukları anlaşılmıştır. Vurgulanması gereken önemli bir nokta mezar buluntularının kaliteleri arasındaki farktır. MÖ 4.yy mezarları kaliteli seramikler ve zengin takılar verirken Roma mezarları oldukça fakir bir görüntüye sahiptir, bu durum gömülen kişilerin sosyal statülerindeki değişimi yansıtır niteliktedir. Böylece basit mezarların Klasik dönemde normal bir gömü tipi olmasına karşın Roma döneminde zengin kişilerin eski lahit mezarları yeniden kullanmayı tercih ettikleri basit mezarların ise daha fakir kişiler tarafından kullanılmış oldukları anlaşılabilmektedir.
YAYIN ÇALIŞMASI
Yukarıda değinilen üç proje Labraunda Savunma Sistemi, Geç Antik Dönemde Labraunda ve Labraunda Nekropolisi olarak İstanbul’daki İsveç Enstitüsü tarafından basılan Labraunda, Swedish Excavations and Researches serisinde ayrı bantlar halinde yayınlanacaktır. Andron A ve B’nin yayın çalışmaları kapsamında bu yıl Pontus Hellström tarafından ek çalışmalar yapılarak duvar ve mermer elemanların çizim, tanım ve fotoğrafları çekilerek eksik kısımlar tamamlanmıştır.
KUTSAL ALANDAKİ KORUMA ÖNLEMLERİ VE ZİYARETÇİLERE YÖNELİK DÜZENLEMELER
Geçtiğimiz yaz ileriye dönük yatırımlar olarak kabul edilebilecek bazı pahalı işler gerçekleştirilmiştir. Eski ahşap raflar öne doğru eğildiği ve yıkılma tehlikesi gösterdiği için kazı deposuna 3 bölüm halinde metal raflar eklenmiştir ve bunların parası kısmen İsveç’teki Labraunda Topluluğu tarafından ödenmiştir. Daha önceki çalışmalarda açığa çıkartılan bazı mermer elemanlar hem hava koşullarından etkilenmemesi hem de turistler tarafından çalınmaması için depolarda korunmaya alınmıştır. Tüm alanı kaplar hale gelen bu elamanlar yeni yapılan raflara ait oldukları yapılara göre sınıflanarak yerleştirilmişlerdir (Fig. 50). Ayrıca eski kazılardan çıkan seramik buluntuların korunduğu kasalar da bu yeni raflara yerleştirilebilmiştir. İlk depo 2002 yılından sonraki buluntulara ayrılmış ve ayrıca fotoğraf ve çizim malzemeleri de bu depoya yerleştirilmiştir. Yeni rafla sonrasında depo tabanı boşaltılarak rahta bir çalışma alanı sağlanmış ve ilerde buralara çalışma masaları yerleştirilecektir.
Fig. 50
Ayrıca ilgi çekici Roma hamamı yapısı üzerine de bir metal çatı planlanarak hayata geçirilmiştir. Yapıya zarar vermemek üzere çatı yapı dışında ve apsislerin ortasında yer alan 10 x 10 cm ölçülü ayaklar üzerine yerleştirilmiştir. Çatı daha sonra genişleyen alanı kapsayacak şekilde düzenlenecektir. Uzatılan çatı bölümleri de yeni ayaklar yerine mevcut ayaklara çapraz şekilde kaynaklanacak ayaklar üzerinde yer alacaktır. Kış şartlarının ağır olduğu Labraunda’da yapının korunmuş kısmını muhafaza edebilmek ve ayrıca ilerde kazılacak alanlara zarar gelmesini engelleyebilmek için çatı olabildiğince kısa bir zaman içerisinde yerleştirilmiştir.
Fig. 51
İki yıl önce yerleştirilen ahşap çitlerin kısa olduğu ve büyükbaş hayvanların içeri girebildikleri ortaya çıkmıştır. Bu nedenle giriş kısmında daha yüksek yeni bölüm inşa edilmiştir. Daha öncekiler gibi iki yuvarlak kalas yerine üç yuvarlak kalas yerleştirilmiştir (Fig. 51). Eski çitler ise park alanını kapsayacak şekilde yerleştirilmişlerdir.
Fig. 52
Böylece merdiven üstündeki döküntü toprak ve düşmüş granit bloklar kaldırılmaya başlanılmıştır. Bununla birlikte kazı zamanımız ancak yamacın yarısının kazılmasına ve sağa doğru uzanan geçici bir merdiven kurulmasına yetmiştir (Fig. 52 and 53).

Fig. 54
Lars Karlsson
Department of Archaeology and Ancient History
Uppsala University











































Fotoğraflar...
Bütün textler ve resimler ©