Labraunda
Labraunda
2006 Sezonu
Ön Raporlar
Bu yılki çalışmamız, 25 Haziran ve 22 Haziran arasında dört hafta boyunca sürdü.
Başta proje başkanı, Uppsala Üniversitesi’nden Asistan Profesör Lars Karlsson olmak üzere, yine aynı üniversiteden Jesper Blid, M.A., ve Stockholm Üniversitesi’nden Jenni Hjohlman, PhD, Lovisa Strand, M.A., ve Arkeolog Göksan Keskin bu çalışma zesonundaki ekipte yeraldılar. Ayrıca Uppsala Üniversite’sinden Profesör Pontus Hellström, Göteborg Üniversitesi’nden Mimar Thomas Thieme ve Lund Üniversitesi’nden Asistan Profesör Paavo Roos çalışmalarımıza katıldılar.
Kazı çalışmamıza, ziyaretçi statüsünde Uppsala Üniversite’sinden Ragnar Hedlund ve Bordeaux Üniversitesi’nden (Fransa) Dr. Olivier Henry katıldılar. Son olarak, Türk Kültür Bakanlığını temsilen, Antalya Müzesi’nden Arkeolog Aynur Tosun katıldı.
Bu yaz Labranda’daki arkeolojik çalışmalarımızı, önceki sezonlarda yapıldığı gibi üç ana başlıkta toplamak mümkündür. Bu çalışmalar: (1) yeni kazı alanlarının açılması, (2) önceki sezonlara ait buluntuların üzerinde inceleme yapılması ve (3) kültürel mirası korumaya yönelik işlerin yapılması ve turizm açısından ören yerinin değerini açık hava müzesi olarak arttırılması olarak özetlenebilir.
Yeni Kazılar
Labranda’daki antik yapıların çoğunluğu 1948 ve 1960 yılları arasında yapılan kazılar sırasında ortaya çıkarılmasına rağmen, halen alanın tümü tamamen açığa çıkarılmamıştır. Labranda’da 2004’te yeniden başlayan kazı çalışmamızın amaçları arasında, özellikle Bizans Kilisesi ve aynı dönemdeki kazılarda ortaya çıkarılan Doğu Roma Hamamı, iki Andron’un yeniden incelenmesi ve çalışılmasının yanısıra, alanın çevresindeki diğer arkeolojik kalıntılar ve eski mezarlar, sur duvarları ve kuleler gibi alanların çalışılması da hedeflenmiştir. Doğu Stoa’nın bir kısmı 1988-1991 arasında kazılmıştı, fakat bu yılki çalışmamız sırasında çevresi düzenlenmiştir.
Bizans Kilisesi, civarda kazısı yapılmış nadir kiliselerden biridir ve antik Karia’daki Hıristiyanların mimari geleneklerinin gelişimini ve Hıristiyanlığın nasıl yayıldığını anlamamız açısından çok önemlidir. Kilise, geçen bahard döneminde, Uppsala Üniversitesi’nde Jesper Blid tarafından bir yüksek lisans tezi olarak incelenmiş ve sunulmuştur. Bu çalışmadan çıkan arkeolojik sorular ve yorumlar, bu sene bu kilisedeki araştırmaların kaynağını oluşturmuştur. Sorularımız, özellikle apsisin görünüşüne bağlı olarak kilisenin özgün mimari yapısının incelenmesi ile ilgiliydi. Örneğin, taban mozaiği, sunak ve synthronon gibi ana apsise yerleştirilen ve rahiplerin oturması için yarım daire biçimli basamakların asıl kilise planında yeralıp almadığı yanıtlamak istediğimiz sorular arasında ilk sıradaydı. Bunun haricinde, ana sahının (nef) yapısında, yan neflerden ne tip bir mimari elemanla ayrıldığı (sütun v.b. gibi) konusunda bir kararsızlık vardı. Daha önceki yapı katına ait kalıntıların ve bulguların ayrıca araştırılması gerekmekteydi. Son olarak, Kilise ve Roma Hamamı arasındaki ilişkinin kesin bir şekilde araştırılması zorunluydu.
1a Numaralı Açma
1a açmasındaki kazılar bitimindeki genel durum
2006 yazı boyunca apsis yapısını daha iyi inceleyebilmek için açılan açma genişletildi. Taban seviyesinde yapılan kazılardan mermer veya mozaik tabanı desteklemek için kullandıldığı düşünülen küçük taşlardan oluşan bir taban saptanmıştır. Fakat mermer ve mozaik tabana ait bunun haricinde herhangi bir iz bulunamamıştır. Bu ustaca yapılan mermer veya mozayik tabanın çok renkli mermerlerden oluşmuş olabileceğini ve uzun yıllar önce yağmalanmış ve tahrip edilmiş olacağını düşünüyoruz. Mermer tabanı destekleyen taşları kaldırdığımızda duvar sıvası ve fresk parçalarıyla dolu ince beyaz bir tabakaya ulaştık. Fresk parçalarınının çok küçük ve kırılgan olması nedeniyle bu tabakanın kazılması çok zor olmuştur.
1a açmasından gelen antik bir bardak ve pencere camı
Tabanın altında ve harcın içinde alçı sıvanın neden kullanıldığı ise belirsizliğini korumaktadır. Kilise M.S 4. yüzyılın sonlarında veya 5. yüzyılın başlarında inşa edildiği sırada, bu harçlı ve sıvalı parçaların, Roma Hamamı’nın duvar sıvasından alınarak kilisede kullanılan harcı güçlendirmek için kullanıldığını söylemek mümkündür. Yani harcı yeniden yapmak yerine devşirme mimari malzemenin kullanılmasına paralel olarak, Hıristiyanlık öncesi binalarla dolu bir şehirde olduğu kadar Hıristiyan nüfus tarafından yeniden kullanılmaya başlanmıştır. Kazılarımızda, ayrıca kilisenin temel seviyesini bulmayı amaçladık. Ancak, açılacak alanda fresk parçalarının yoğun olması ve bu parçaları toplamanın uzun zaman alacağını anladığımız için bu işi gelecek yıla bırakma kararı aldık.
2 Numaralı Açma
Sadece açmanın doğu yarısı kazıldı. Tabakaların sırası: önce mermer – gnays taşları -
cocciopesto harcı – beyaz harc tabaka ve son olarak kayalık zemin.
Ayrıca taşlar birbirinden ayrı uzun ve düzenli sıralar halinde, kilisenin nefini dik açı ile kesmektedir. Taşların her bir sırasının Roma döneminde tuğlalı yer kaplaması işlerinde sürülen harcın kurumasına zaman tanımak için işin bırakılması ve bu noktanın bir sonraki gün başlanan nokta ile farklılık göstermesiyle bir günlük çalışmayı gösterdiğini söylemek mümkün olabilir. Kilisenin tabanındaki bu taş parçaları üste yerlestirilen mermer kaplama taşlarıyla tam bir uyum sağlamaktadır. Mermer kaplama taşların altına bu taş parçaları yerleştirilerek tabanın deprem v.b. gibi baskı etkenleriyle tahrip olmasını engellenmesi amaçlanmıştır. Yüzeyde yeralan taş bantlarının kalınlığı kaplama taşların genişliğine eşit olması, ayrıca tabanı güçlendirmeye yaramaktadır. Iasos yakınlarında M.S 2. yüzyıldan kalma İmparatorluk dönemine ait kutsal ibadet mekanı da benzer bir düzenlemeye sahipti. Labranda’daki yapı da korunmuş taşların üstünde çok iyi kalite ve pahalı mermer bir tabana sahip olmalıydı. Çünkü, Labranda’daki kilisenin tabanı çok sofistike bir inşa tekniği sergilemektedir, görünüşe göre Roma mimarisinden esintiler taşımaktadır.
2 numaralı açmadaki mermer ve gnays taşlar kaldırılmadan hemen könce numaralandırıldı
Mermer kaplama tabanın kazılması sezonun en zorlu işlerinden biri olmustur. Yukarıda söylendiği gibi kilisenin apsisindeki mermer kaplama taşlar önceki yılarda çalınmış olmasına rağmen ana nefındekiler özgün hallerinde tam olarak bulunuyordu. Ancak, bu mermer kaplama taşlar farklı büyüklüklerde oldukları için bir açma boyutunda açılarak kaldırılması yerine bütün parçalar halinde tahrip edilmeden kaldırılmasına karar verildi. Fakat, bir çok yerde daha önceden mermer kaplama taşları kırıldığı için bu detay bir soruna dönüşmedi. Öncelikli olarak bahsedilen taşlar kazı alanında toplandı. Ardından gelecekte özgün taban planının yeniden yapılandırılmasının istenmesi olasılığına karşın her bir parça özgün yerleşim planına bağlı olarak numaralandırıldı, ve fotografları çekildi. Son olarak bu parçalar depoya kaldırıldı. Bir arkeolog, arkeolojik aktiviteden bahsederken, arkeologlar, her kazdıkları tabaka ile bir üstteki yüzeyi tahrip ettikleri için “arkeoloji, bir anlamda tahrip etmektir” demiştir. İleride yeni bir araştırmacı, tahrip edilmiş yapıların orjinal görünümlerinin mümkün olduğunca eski ve özgün durumuna getirmek isteyebileceğinden, tahrip olan tabandaki bilgileri en iyi şekilde korumak için önlemler almak zorundayız. Bu sorumluluk ilkesi ile Labranda’da çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
3 Numaralı Açma
3 numaralı açmadaki taban mozaik parçaları
3 numaralı açmadan Yunan isgrafitolu çatı kiremiti
3 numaralı açmada kazı çalışmamızı yarıda kesilmek zorunda kaldık; çünkü büyük ve kiliseden daha geç döneme ait bir yapı, bu bölgedeki kazılmamış toprağın en üstünde durmaktaydı. Gelecek yıl ağırlık olarak antik mermer parçalarından inşa edilmiş bu yapıyı parçalarına ayırarak yerinden kaldırmak istiyoruz. Bu yapının kaldırılması, Roma hamamı ve kilise arasındaki ilişkiyi anlayabilmek için büyük bir öneme sahiptir. Bu bölgeden gelecek yıl kesinlikle ilginç ve aydınlatıcı sonuçlar gelecektir. Bu kazıda çıkartılanlar arasında üstünde Yunanca isgrafito ile ΣΩ[...] ΕΥ[...] (Resim 15) yazılmış bir çatı tuğlası bulunmaktadır.
Kazılmış Malzemeler Üzerine Araştırma
Doğu Stoa (Lovisa Strand’un raporundan alıntılanmıştır)
Lovisa Strand ve Jenni Hjohlman tarafından çalışılıp çizilen çanak çömlek
Lovisa Strand, 2005 yılında çanak çömleklerin incelenme çalışmasını başlatmıştır. 2006 yılında Jenni Hjohlman’ın yardımları ile, daha alttaki kazı tabakalarından çıkarılan malzemeleri içeren 10 kutu çanak çömleğin envanteri yapılmıştır (Resim16). Malzemelerin belgeleme ve kataloglama işlemleri, çizim ve fotograflar ile birlikte renklerin ve seramik tipi ve çömlekçi kilinin analizini de içermektedir. Ayrıca kapların biçim ve diğer karakteristik özellikleri ve desenleri ve bezemeleri de tanımlanıp sınıflandırıldı (Resim17). Bu sezon çalışmasında, 209 çanak çömlek çizimi ve bir katalog üretimi ile sonuçlandı. Kazılar sırasında çıkan seramiklerin dökümantasyon ve kataloglandırması, daha sonra yapılacak bir iş olan çanak çömlekleri diğer kazı alanlarında-mesela Halikarnassos- seramik yayınları ile karşılaştırma bakımından önemli araçtır. Malzeme oldukça homojen olduğundan dolayı ayrıca Yunanistan, Kuzey Afrika ve Akdeniz’in Doğu sahilindeki ülkelerden alınacak benzer bağlamlarla karşılaştırmak önemlidir.
Doğu Stoa’dan çanak çömlek parçaları
Geç Klasik dönem/Hellenistik çanak çömlekler katalogtaki malzemelerin %30’unu temsil ederken, Roma çanak çömlekleri %70’ini oluşturmaktadır. Bu nedenle Roma dönemine ait malzemeler M.S 1. yüzyıldan itibaren bu kutsal yerin kullanımını kanıtlamaktadır. Geç Klasik dönemin muhteşem Hekatomnid evresinden sonraki bu yeni verimli dönemin etkileri, kutsal alanın diğer binalarında araştırılabilir. Labranda’daki bir çok bina Roma döneminde kuruldu ya da yeniden inşa edildi. Geç Klasik dönem buluntuların oldukça az olması gösteriyor ki Roma İmparatorluğu’nun şehirdeki varlığı çok önemli olduğunu göstermektedir. Buradan Labranda’nın Roma döneminde hem Roma hem de Karia bölgesi için önemli bir kutsal mekan olduğu sonucunu çıkarabiliriz.
Hem Geç Klasik dönem ve Hellenistik hem de Roma imparatorluğuna ait çanak çömlekler, büyük ölçüde içki kapları, büyük ve küçük kaseler, tabaklar ve şölen sırasında kullanılan diğer kaplardan oluşmaktadır. Bulunan bu seramikler Doğu Stoa’nın kline (Yunanca, antik dönemlerde resmi yemeklerde kullanılan kanepeler) ile döşenmiş odaları ile bir şölen yeri olduğu yorumunu destekliyor. Doğu Stoa’nın bu işlevi gösteriyor ki Labranda’daki farklı tipteki binalar dinsel yemekler için kullanılmaktaydı. Doğu Stoa, biraz daha alt tabakadan gelenlerin kullanımına açık olabilecekken Andron’lar yüksek tabaka tarafından kullanılıyordu. Yemek hazırlamak için kullanılan kapların ve mutfak gereçlerinin bulunmayışı ve az sayıda kırılmış amfora parçaları, dini yemeklerin hazırlanışı ve saklanması işinin, Stoa içinde yapılmadığına işaret eder. Çanak çömleklerin yakından incelenmesi bu maddelerin hangi sıklıkta yerel ve bölgesel olarak üretildiğini ve dışarıdan ne kadar önemi olduğunu söyleyecektir. Bu bize eski geleneklerin mekanizmasını içeren bilgileri ve üretim merkezlerinin nerede bulunduğunu gösteren ipuçları verecektir.
Sur Duvarları
Tepesar Kalesinden tapınağa ve Akropolis üzerindeki kaleye doğru bir görünüm
Bu surlar hem kutsal bölgenin çevresinde hem de Mylasa tarafından gelen Kutsal Yol’u izleyen güney batıdaki çıkıntılı tepeler boyunca yer almaktadır. 1960 yılında İsveçli kazı çalışanları Tepesar Kalesindeki hisarı ve Akropolis kalesinin belgelendirme çalışmalarını başlatmış ancak bu proje yarım bırakılmıştır. Labranda’daki yeniden başlayan çalışmamızın en önemli kısımlarından birini bu savunma ve sur duvarı noktalarını saptamak, bu noktaları çizimler ile saptamak bütün fotoğrafını çekmekti. Bu çalışmamızın iki sebebi vardı: İlk olarak, ilerisi için surların ve kulelerin muhafazasını garanti altına alacak şekilde belgelenmelerini sağlamak, ikinci olarak da bu belgelendirme ile surların ve kulelerin, kutsal alanla olan işlevini ve yerel gündem ve hayattaki rolünü anlayacağımızı düşünmekteyiz.
Dört oda ile bölümlenmiş Tepesar Kalesindeki Hisarın iç görüntüsü
Ayrıca Kepez ve Harap gibi doğuda ve Labranda’nın aşağısındaki kulelerden de Tepesar ve Akropolis Kalelerine doğru açık görüş mevcuttur. Bu sayede, Labranda’daki kutsal alan kalelerden gelen çan sesi ile korunuyordu. Bu hisarlar kutsal alandaki değerli hediyelere yönelik hırsızlıkları önlemek için değil; büyük kara ordusu askerlerini gizlemek için inşa edildi; çünkü Hellenistik dönemde Anadolu’nun iç bölümündeki dağlar ile sahil şeridi arasında kalan sınır bölgesini kontrol altına almak çok önemliydi.
2006 süresince, işçilerimizin yardımıyla Burgaz’daki Ucalan, Kepez ve Tepesar kulelerini atıklardan ve molozdan arındırarak temizlemeyi başardık. Bu kuleler daha önce hiç temizlenmemiş; dikenli çalılar, çam ağaçları ve kurumuş ağaç dalları ile örtülmüştü. Bu noktada esaslı bir temizlik projenin esasını oluşturmaktadır. Bu temizliğin ardından, proje başkanı Lars Karlsson ve Göksan Keskin tarafından bu yapılar ölçüldü ve bu sayede Burgaz’daki kalelerin, Tepesar, Ucalan ve Kepez’in asıl durum planlarının ortaya çıkarılmasına katkı sağladı. Ucalan Kulesi tapınağa 800 metre uzaklığıyla en yakın olanı ve hemen kutsal yolun yukarısında yer alan kuledir. Bu noktadan askerler istenmeyen ziyaretçileri durdurabiliyorlardı. Kule dikdörtgen biçiminde, doğu ve batı doğrultusunda 8.80 ve 9.40 metre; kuzey ve güneydoğrultusunda 6.90 ve 7.10 metre olarak ölçülmüştür. Kule bir duvarla ik odaya bölünmüş ve bu odalar gizli bir kapı aracılığıyla birbirine bağlanmıştır.
Güneybatıdan Burgaz Kalesi
Burgaz Kalesinde istihkam ön hazırlık planının restoresi
Buna karşın normal duvarlar yaygın olarak 1.25 metredir. Batı tarafındaki bu üç oda muhtemelen bu hisarda görevlendirilmiş askerler için kışla hizmeti vermektedir. Kuzeydoğu, güneydoğu ve güneybatıda bulunan kare biçimindeki odalar, bu gelişmiş tasarımın savunma kuleleridir ve hepsi yaklaşık 7.45 x 7.7 metre boyutlarındadır. Dikdörtgen binalar arasındaki avlunun ölçümleri 12 x 8.5 metredir. Harap denilen son kule ise Labranda’nın 3060 metre güneybatısında bulunuyor ki bu kulenin ölçümleri ve çizimleri 2007’de yapılacaktır.
Savunma surları aynı teknikle inşa edilmemiştir. Burgaz ve Tepesar bu grup içerisinde en sağlam olanlarıdır ve bazen kullanılan bloklar üç metre uzunluğunu aşmaktadır. Duvarlar öyle bir şekilde inşa edilmiştir ki, bir çok tuğla dizisi veya kenet taşı duvarların gidişatına dikey biçimde döşenmiş, duvarın tüm kalınlığına denk olan taş bloklar yerleştirilmiştir. Bir diğer önemli nokta da bu tuğla dizilerinin ve kenet taşlarının duvar yüzeyindeki çıkıntılarının yaklaşık 5-10 sm kadar olmasıdır. Taş bloklar genel olarak kaba işlenmiş ve taşların kenarını çerçeveleyecek şekilde boydan boya düz çentikler bırakılmıştır. Burgaz’ın hisarları ve Tepesar, akropolis üzerindeki kaleye göre daha sofistike bir inşa tekniği ile yapılmışlardır ve daha fazla sayıda kenet taşı içermektedirler. Üçalan ve Kepez kulelerinde kullanılan bloklar taş yapı değil ama çokkenarlı biçimlere sahiptir. Taş blokların daha küçük boyutta olanları da vardır.
İlginç olan şey şu ki, Kepez Kule’sinin iyi korunmuş olan, birbiri üstünde tasarlanmış köşe blokları ahşap kulübülerdeki çentilmiş ağaç kütüklerine benzemektedir.
Çıkıntılı köşe kulelerine sahip Kepez Kulesinin güneydoğu köşesi
Bu Hellenistik dönemin özelliklerinden biridir; Samothrace’ın şehir duvarları ve Bargylia yakınındaki geniş taraçada da benzer özellikler görülebilir. Bu istihkamların tarihlerinin saptanışı pek kesin olmamakla birlikte bulgulardan yola çıkarak yapıların kronolojik dizilişini şu şekilde gösterebiliriz: İlk inşa edilen Akropolis üzerindeki kaleydi. Sonra onlar Tepesar’ın hisarlarını ve Burgaz’ı inşa ettiler, son olarak da Ucalan ve Kepez’deki kuleler inşa edildi. Burgazda pithoi’nin iki kenar parçası keşfedildi ve bu parçalar büyük bir olasılıkla güçlü su sarsıntılarına dayanacak güçteydiler. Burgaz kalesi içindeki kazılar, kalenin kullanılışı ve hatta malzemelerin tarihini saptayacak kadar ilginç kanıtlar ortaya çıkaracağını düşünmekteyiz. Biz 2007’den daha ileri bir tarihte bu kaleyi araştırmayı planlıyoruz.
Anlaşılıyor ki Tepesar ve Burgaz’daki büyük hisarlar daimi garnizonun askerlerini barındırıyordu. Büyük olasılıkla Burgaz’da bütün bölük, Tepesar’da bir müfreze, Ucalan ve Kepez kulelerinde de 6-8 kişilik gruplar bulunuyordu. Karargahın, dokuz kulesiyle birlikte Akropolis üzerindeki büyük kalede bulunduğu düşünülebilir. Akropolis Kalesi, anlaşılabilen kalıntılarıyla büyük olasılıkla kışla olarak kullanılan bir iç hisara sahip. Burada, Labranda bölgesinin savunmasıyla görevlendirilmiş taburun dinlenme yeri olabilirdi.
Andron’lar ve Mezarlar
Olivier Henry Labranda’dadaki Karia mezarları hakkında bilgi veriyor
Labranda’nın kayalara oyulmuş mezarları, 1953´te Profesör Paul Åström tarafindan yayımlanmamış bir çalışma ile sunuldu. Bu zamana kadar 37 adet mezar biliniyordu. 2005 yılında bunlara ek olarak 20 mezar daha keşfedildi. Bu mezarların üzerine yapılacak olan son yayım hakkında görüşmeler başlatıldı.
Bu yıl kazı, Bordeaux Üniversitesinde Karia mezarları üzerine yaptığı çalışmasıyla doktora derecesini alan Olivier Henry tarafindan ziyaret edildi. Dr. Henry’nin gelecek sene projeye katılması ve The Necropolis of Labranda’nın yeni sayısındaki mezarlar üzerine olan çalışmayı bitirmesi kararlaştırıldı.
Son olarak Göksan Keskin pişmiş toprak heykelcikler üzerine yapılacak yayın üstüne çalışmaya devam etti.
Kültürel Mirası Koruma ve Güvenlik ile İlgili Müdahaleler ve Ören yerinin Turizm Açısından Açık Hava Müzesi Olarak Değerinin Artırılması
Depodaki yeni metal rafların görünümü
Bütün çömlek kapların yerleri değiştirildi ve yeni raflara konuldu. Bu yeni raflar tavan ve arka duvara sabitleştirildiler (Resim 26). Ayrıca halen yerde duran birçok küçük arkeolojik mermer parçaları için bir raf yapmayı tasarlıyoruz.
Bunların dışında Labranda’nın girişini yeni çitler ile çevirdik. Bu sayede hem ziyaretçiler, bizim yeni bilgi levhalarımızın bulunduğu rotayı kolaylıkla takip edebilecek; hem de bölgedeki mera hayvanlarının sahaya girerek arkeolojik alana zarar vermesi engellenmiş olacaktır. Bu yeni çit tamamen odundan ve demir çivi kullanılmaksızın yapıldı ve bu çok çekici ve işlevsel oldu. Bu çitler yapılırken Eski Uppsala’daki tahta çitler model olarak alındı. Ayrıca marangozumuzdan sandalyeleri ile birlikte üç masa yapmasını istedik ki şimdi onları kazı alanındaki dinlenme yerine yerleştirdik.
Arkeolojik alan girişindeki yeni ahşap çitlerin görünümü
Hellström ve Thieme tapınağın saçaklığının bir kısmını yeniden inşa ederlerken
Kazı evindeki yeni ahşap tavan
Önümüzdeki yıl, evin tabanını yeni kiremit rengi yer karoları ile kaplanması planlanmaktadır. Gelecek yaz bu iki evi hem kazı evi ve kütüphane, hem de korunmada öncelikli ve hassas kazı aletleri ve çizim malzemelerini koyacağımız depo olarak tekrar kullanmayı planlıyoruz.
EK
1948 yılında Prof. Axel W. Persson Tunç Çağ’ına ait arkeolojik kalıntılar bulmak ümidiyle Labranda’ya geldi. İlk kazılarda M.Ö. 7. yüzyıldan daha erken dönemlere ait herhangi arkeolojik bir malzeme bulunamadı. Ama bu sene Burgaz’daki kalenin temizlenmesi süresince, bir taş üstüne kazınmış, halka şeklinde noktalı benekli bir sembol keşfedildi.
Burgaz Kale yanında saptanan Hititçe – Luvice resim yazısı
Ayı ayağına benzeyen sembolün yakın çekim fotoğrafı.
Lars Karlsson
Labranda’daki arkeolojik çalışmamız, Ake Wibergs Stiftelse, Helge Ax:son Johnsons Stiftelse, Magn Bergvalls Stiftelse, Gunvor och Josef Aners Stiftelse ve E. Hellgren’in Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Vakfı tarafından maddi olarak desteklenmiştir. Yapılan maddi destek sayesinde bu yıl başarılı ve üretken bir çalışma sezonu gerçekleştirmemiz mümkün olmuştur. Bu nedenle projemize destek olan kurum ve kuruluşlara minnettarız.

2006 yılı Ekibi










































Fotoğraflar...
Bütün textler ve resimler ©