Labraunda
Labraunda












































Labraunda’nın yeniden keşfi
Strabon’un verdiği tarif (XIV.659) Labraunda’nın konumunu oldukça açık şekilde gösteriyor:
“Labranda ise kentten uzakta Alabanda üzerinden Mylasa’ya ulaşan geçidin yanında, dağ üzerinde yerleşmiş bir köydür… Üzerinde, onların kutsal tören alayının yürüdüğü ve kutsal olarak tanınan ve şapelden Mylasa’ya kadar altmış stadion tutarında olan taş döşemeli bir yol vardır.”
(Strabon XIV.659, çeviren A. Pekman, Arkeoloji ve Sanat Yayınları)
Bu açık tarife karşın ilk gezginlerin bir kısmı, bir dağ üzerinde olmayıp Milas’ın kuzeybatısındaki ovada bulunan Euromos’u Labranda olarak saptamış. Bu hataya yol açan sebeplerden biri o zamanlar henüz Alabanda’nın yerinin bilinmemesi olabilir. Ancak 1824 yılında W.H. Leake, Alabanda’nın Çine yakınlarındaki Araphisar’da olduğunu net bir şekilde saptadı. Dolayısıyla Labraunda’nın da Mylasa’nın kuzeydoğusundaki dağlarda olduğunu önerdi ve kendi haritasında da bu şekilde gösterdi. Leake, 1827 Nisanında bu bölgede araştırma yapan Anton Prokesch von Osten’a pekâlâ ilham vermiş olabilir. Her halükarda Prokesch buraya yaptığı ziyareti 1832 yılında yayınlayarak burayı tanımlayan ilk kişi oldu. Bugünkü Kargıcak olduğuna şüphe olmayan Gargeseh adlı köyü geçen Prokesch, dört noktada Antik yolun kalıntıları gördü ve bu yolun 30 fit (ykş. 9 m) genişliğinde ve sağlam temellere sahip olduğunu belirtti. Antik yolu üç buçuk saat izleyerek ören yerine ulaştı. İlk önce 12 sütunu ayakta olan bir veranda gördü ki, bunların bir tapınağa ait olduğunu sandı. Aslında bunlar sitin güneydoğu köşesindeki hipostil yapı olabilir. Prokesch, sütunların hattını takip eden 134 adım uzunluğunda muhteşem bir istinat duvarının tanımıyla devam ediyor. En sonda bu duvar dik açı yaparak dönüyordu. Muhtemelen bu duvar giriş alanının güneyindeki 100 metre uzunluğundaki istinat duvarıdır, yani ziyaretçilerin ören yerine geldiklerinde ilk gördükleri duvar. 40 adım kadar ileride Prokesch, 200 adımdan uzunca bir dizi oda görmüştü. Bunlar da Güney Propylon ve Propylon civarındaki diğer kalıntıların batısına düşen depolar olabilir. Prokesch, önceki istinat duvarının sonunda ama biraz daha yukarıda, bir kapı ve ardında ön ve arka duvarlarında üç penceresi bulunan dikdörtgen biçimli bir binadan söz ediyor. Yan duvarlardan biri sağırdı ve diğeri ise geniş bir kapı şeklindeydi. Biraz değişik şekilde tarif edilse de bu bina bizim Andron A’mız olmalı. Bu binanın içinde Prokesch’in hayatında gördüğü en büyük üzüm asması yetişmişti. Tüm sit 400 adımdan daha genişti. Prokesch kendi kendine burası Labraunda olabilir mi diye sordu ve Strabon’un tarifine göre bunun şüphe götürmeyeceğine hükmetti. Prokesch ayrıca yolun burada son bulduğunu, çevrede çok sayıda pınar ve çeşme ile kaya mezarı bulunduğunu ama görünürde hiçbir yazıt bulunmadığını kaydetti.
Birkaç yıl sonra 1838’de Alman maceraperest Hermann Pückler Muskau, Milas’tan Alinda’ya giderken Labraunda’yı da ziyaret etti. Anlattıklarına göre geldiği yerin Labraunda olduğundan emindi ve Antik taş döşeli yolu kullanarak 4 saat gibi bir sürede oraya varmıştı. Ancak hava çok soğuktu ve ören yerine yaklaşırken kar yağmaya başlamıştı. Vardığında kalıntılar kısmen kar altındaydı. Prokesch von Osten’dan söz etmemesine karşın Pückler’in burayı ziyaret etme fikrini verenlerden birinin o olduğunu düşünüyorum. 1836 baharında Prokesch ve Pückler Atina’da birlikte çok zaman geçirmişlerdi: Prokesch o sırada Avusturya büyükelçisiydi ve Pückler Mısır’a uzun bir yolculuğa çıkmadan önce orada üç ay kalmıştı. Nil nehri boyunca Hartum ve daha güneye gittiği Mısır seyahatinden dönüşte Filistin, Suriye ve Türkiye güzergâ45 hını izlemişti. Buraları zaten gezmiş olan Prokesch’ten bol nasihat almıştı. Pückler’in Labraunda’yı nasıl bulduğunu ve bir-iki saat boyunca karla kaplı harabelerde neler gördüğünü anlatan dramatik metninde Prokesch’in yazdıklarından fazla bilgi yer almadığı gibi anlattıkları da biraz karışmış durumda. Ancak muhteşem dikdörtgen podyum üzerindeki büyük ana tapınağın ve yakınındaki yivli sütun tamburlarının yerini saptamanın çok kolay olduğunu belirtiyor.
Andron A (çizim E. Landron 1844: bk. Le Bas, 1847–70)
Charles Newton’ın The British Museum adına Halikarnassos (Bodrum)’daki Mausoleum’da incelemeleri sırasında teğmen R.M. Smith 1857 yazında Labraunda’yı ziyaret etti. Newton tarafından alıntı yapılan Smith’in raporunda “tapınak” olarak tanımlanan yapının bazı ölçümleri yer alıyordu. Anıt mezarın içinin de ölçülerini alan ve çizimlerini yapan Smith, Landron’un çizimlerinden habersiz görünüyor. 19. yüzyılda Labraunda’yı ziyaret ettiği bilinen son gezgin Georges Cousin idi. 1889’da buraya gelen Cousin, 11 yıl sonra yayınlanan kısa raporuyla hâlihazırda bilinenlere hiçbir yeni bilgi eklemediği gibi yalnızca bir karışıklık getirmekte ve daha önce burayı ziyaret edenlerin yazıları ve incelemeleri hakkında hiçbir şey bilmiyor görünüyor.
Le Bas’nın 1844 yılındaki ziyaretinden sonra bu ören yerine ilk bilimsel yaklaşımlı ziyareti Alfred Laumonier gerçekleştirdi. 1932 yılında ören yerini ziyaret eden Laumonier, 1933 yılında tekrar gelerek 8 gün boyunca kalıntıları inceledi ve görünen tüm harabeleri haritaladı. Amacı kazı başlatmaktı ama maddi kaynak yetersizliğinden dolayı bunu gerçekleştiremedi. Le Bas ve diğer tüm bilim adamları gibi Laumonier de en iyi korunmuş yapının (Andron A) tapınak oluğunu düşünüyordu ama bir de daha aşağıdaki terasta aynı tipte ikinci bir yapının varlığını saptadı. Dolayısıyla bu iki yapıyı Tapınak A ve Tapınak B olarak adlandırdı. Bu adlandırma 1948 yılında burada kazıya başlayan İsveçli bilim adamları tarafından da devralındı. Tapınak A, tabii ki Le Bas’nın tapınak olarak saptadığı yapıydı. Laumonier 1933’te bu örenin Labraunda olduğunu destekleyen ilk arkeolojik veriye de ulaştı. Bu bir heykel kaidesine ait parçaydı ve üzerinde bir Zeus Labraundos rahibinin bu heykeli diktiğini söyleyen bir yazıt vardı. Görünüşe göre bu kaide 1948’te İsveç kazıları başlamadan önce yitmiştir.
Kaynakça: W.M. Leake, Journal of a tour in Asia Minor, London 1824; A. Prokesch von Osten, Anzeige-Blatt für Wissenschaften und Kunst, 59, 1832, 4 vd; H. Pückler-Muskau, Die Rückkehr. 3, Berlin 1848; Ph. Le Bas & S. Reinach, Voyage archéologique en Grèce et en Asie Mineure, Paris 1888.

Bütün textler ve resimler ©